top of page
  • aliboratav

2022: Marinalar dolu, denizler tenha - 3 Ağustos 2022

Güncelleme tarihi: 17 Mar


Pandemi nedeniyle iki yıldır denizlerdeki aşırı yoğunluktan şikâyetçiydik. 2022, denizlerde şaşırtıcı bir ferahlık ve tenhalık ile başladı. Nedenler muhtelif. Bir yanda enflasyon etkisi, bir yanda Yunan sularının açılmış olması, en önemlisi de pandemi korkusuyla ofis ve okulu deniz üstüne taşıyanların 2022’de kent hayatına dönmüş olmaları bu ferahlamanın en önemli tetikleyicileri oldular. 2021’de 20 teknenin üst üste çıktığı gözde küçük koylarda üç dört tekne gecelediğini görmek şaşırtıcı oldu. Bayram günlerindeki yoğunluğa kadar tüm marina ve iskeleler sahibini bekleyen teknelerle doluydu.


Yazın ilk günlerini Hisarönü Körfezi’nde geçirdik. Bu sene Hisarönü için söyleyeceğim ilk şey, 2020’den bu yana yaşanan büyük yoğunluğun bu sezon biraz hafiflemiş olduğu. Hemen akla gelen birkaç nedeni var. Birincisi Yunan sularının açılmış olması. İkincisi, artık gerçeküstü boyutlara varan pahalılık. Üçüncüsü de pandemi korkusuyla ofisi, okulu denize taşıyanların artık kentteki evlerine dönmüş olmaları.

Herhalde bunların en trajikomik olanı “pahalılık” konusu. Tekne sahipleri maalesef gayet iyi bilirler, marin fiyat diye bir olgu vardır. Denizin üstündeki mantık ötesi fiyat artışları da sanki bir “marin enflasyon”a işaret ediyor. Mesela dört kişi, bir hafta 10 gün denize açıldınız. Diyelim ki, “yemek yapma, bulaşık yıkama derdimiz olmasın” dediniz ve dört beş gün kıyıdaki restoranlara çıkıp yemek yemeye karar verdiniz. Bu restoranların önemli bir bölümü veri hatlarının zayıflığı nedeniyle kredi kartı kabul etmiyor. Beş gece restoran hesabına banknot yetiştirmek sahiden kolay değil.  Yelkenliler biraz küçük motorlarıyla avunuyorlar da, irice bir motoryatın 2-3 bin beygirlik motorunun saatte 10-15 bin liralık yakıt tüketiminin, zaten yerinden pek kıpırdamayan bu büyük teknelerin iyice hareketsizleşmesine neden olduğu da kesin. 

Hayat pahalılığının bir diğer boyutu tamirat ve bakım giderleri. Mesela güneş enerjisi panellerinin şarj merkezi hata verdi. Ücra bir koya bir elektrikçi çağırdınız, yol parası, usta parası, bir de yeni şarj merkezi. Marin fiyatlar… Hesap nereden baksanız 10 bin TL. Hem de nakit ödemeniz şart. Mesela bir ay denize çıkıyorsunuz, diyelim ki bankada da çok paranız var, peki bankayı yanınızda mı götüreceksiniz? Ya da yanınızda bavulla para mı taşıyacaksınız? 


YUNAN SULARI VE PANDEMİ BİTTİ ETKİSİ

Enflasyonun, daha doğrusu devalüasyonun Yunan sularına açılmak isteyenleri biraz engellediği kesin. Suyun öte yanında ahtapotun porsiyonu 10 yıldır değişmedi; 13-14 Euro. Ama liraya çevirdiğinizde o eski ucuz tarife yok. Buna rağmen haziran ayında sadece Bozburun’dan 400 tekne giriş çıkış işlemi yapmış. Datça, Marmaris, Bodrum’dan çıkan tekneleri de hesaba ekleyin ve bunların büyük bölümünün rotasının Yunan suları kapalı olsaydı Hisarönü olacağını göz önünde bulundurun.

Hisarönü’nde haziran ayında seyir halinde ya da bir kuytuya uzun süreli bağlanmış 700-800 tekne olduğunu tahmin ediyorum. Yunan suları kapalı olsa bu rakama yüzde 50 eklemek gerekeceği kesin. Yoğunluğun azalmasında en önemli faktör ise, kesinlikle pandemi nedeniyle kendini denize atanların artık dönmüş olması.

Bunu en iyi marina ve marinetlerin doluluk oranından anlayabiliyorsunuz. Temmuzun ilk günlerinde bir hafta sonu ikmal için yanaşacak yer aradık. Turgut’taki iki; Orhaniye’deki dört beş marinet en kolay yer bulunabilecek hafta sonu günlerinde bile tıklım tıklım doluydu. Aynı günlerde Orhaniye’deki Martı Marina’nın da en aşağı yüzde 70-80 ölçüsünde dolu olduğunu gördük.

Haziranda iki kez Göcek’e gittim. Geçtiğimiz iki yılın aynı dönemine göre Göcek’in de nispeten daha tenha olduğunu söyleyebilirim. Bu yıl da favori bölge olma özelliğini koruyan Hisarönü Körfezi’nde temmuz ortasında bayram günlerinde ilk kez marinaların ve iskelelerin boşaldığına tanık olduk. Bakalım bu yoğunluk temmuzun ikinci yarısında ve ağustosta da sürecek mi?

Mavi kıyılarımızın en sakin körfezi Gökova’da ise bayram günlerinde bile bir yoğunluk yoktu. Bayramın son günlerinde Yedi Adalar’ın en kalabalık bölümü Çamlı Liman’da beş altı tekne, Tuzla Fener Büklerinde yedi sekiz tekne geceledik. Bayram ortasında bir ara hayli yoğunluk yaşanan Akbük’te bayram bitiminde alargadaki tekne sayısı dörttü. 


DENİZ TATİLİNE DEVAM!

Tatilci denizciler içinse yoğunlukta bir azalma yok. Tatilini denizde geçirmek, geçtiğimiz iki yıldaki gibi ilk tercih edilen seçenek olmaya devam ediyor. Örneğin, Bencik’te haziranın ikinci yarısında bir salı, bir de perşembe gecesi geçirdim. Tek tek saydım; birinde 52, diğerinde 46 gulet vardı koyda. Bu, Hisarönü Körfezi’nde kabaca 500’e yakın gulet müşterilerini gezdiriyor demekti.

Denizciliğe merak yükseliyor ve yükseliyor. Kış aylarında tüm denizcilik eğitim kurumları kurslarının dolup taştığını işitmiştik. Sanırım bu kursiyer arkadaşların tamamı şu anda denizlerde dolaşıyor.

Aynı şekilde özellikle Bodrum, Marmaris ve Göcek yakınlarındaki tüm eğitim tekneleri tam kapasite yeni denizcilere eğitim turundalar. Uzun yol yapmayı da seven bu teknelerin en çok tercih ettikleri gezi rotası da haliyle Hisarönü. Denizci olmaya yönelik bu ilgi bizi ziyadesiyle mutlu ediyor. Ama sanıyorum, bizler acemilik dönemlerimizde daha dikkatliydik, diğer teknelere daha saygılıydık. Bugünün acemileri play station oynar gibi iskeleye yanaşıp ayrılıyorlar.

COLREG (çatışmayı-çarpışmayı önleme kuralları) konusundaki kursu pek çoğunun kaçırdığına eminim. Çarpışmaya 10 saniye kala ders notuna bakmaya karar veren pek çok yeni denizciyle karşılaşıyorum. Bazı eğitmenlerin ortasında iki teknelik boşluk olan iskelede öğrencilerine rıhtıma yanaşıp ayrılma eğitimi verdiğini görüyorum. Öğrenci bir ciddi hata yapsa, iskeleye yanaşırken rüzgâr bir anda bordadan vursa, son anda müdahale 10 tonluk tekneyi toplamaya yetmiyor. Gelip size çarptığında eğitmen arkadaşımız öğrencisine ne diyecek? Mesela “Şimdi de çarptığın tekneden özür dilemen gerekiyor…”


STRATEJİK KARARLAR

İklim değişiyor, Windy, Poseidon gibi meteoroloji tahmin sitelerinin öngörülerinin çok ötesinde kaçaklar, gece yarısına, hatta sabaha kadar devam eden beklenmedik fırtınamsı rüzgârlar ile karşılaşıyoruz. Zaten Hisarönü’nde bağlanabilip güven içinde uyuyabileceğiniz hepi topu altı yedi tane iskele kaldı.

Bu yaz, bu iskelelerin fırtınamsı rüzgârlarda ne kadar tehlikeli olabildiğini bir kez daha test ettik ve “Artık bu maceraya yeter” dedim. Esnetici palavra, dalga boyu yükseldiğinde koç boynuzları inanılmaz basınç altında kalıyor. Dirsekbükü ve Orhaniye haricinde Hisarönü ve Yeşilova’daki iskelelerin tümünde fırtınamsı havalarda bordadan dalga vurabiliyor. Tekneler yalpaya düşünce usturmaça bu şiddete dayanamıyor.

Hava azdığında, rüzgâr bordadan vurduğunda, iskeleden isteseniz de ayrılamazsınız. Teknenizi ya da komşu tekneyi koruyacağım derken sağınızı solunuzu sakatlayabiliyorsunuz. 2022 sezonunda benim kısmetime düşen Söğüt’te sağ elimi palamar halatı ile tekne arasına sıkıştırmak ve yumuşak doku zedelenmesi oldu.

Bu sezon Hisarönü’ne ilişkin bir gözlemim de guletler ile en azından yelkenciler arasında bir zımni anlaşma sağlanmış sanki. Gezgin yelkenciler alargayı sever, Hisarönü’nde bu türden yedi sekiz güzel yer vardır. Yazının başında Bencik örneğini vermiştim, oradan devam edeyim. Bencik’te eski MTA kampının önündeki Kesi Bükü yelkencilerin sığınağıdır. 10-12 yelkenli tekne burada birbiriyle çapariz de yaratmadan güvenle alargada kalabilir. Dip balçıktır. İyi bir çıpa ile 12 metreye 30 metre kaloma, 15-20 knot havaya kadar güvenli demirleme sağlar. Geçtiğimiz yıllarda her gittiğimde bir guletin bu bölgede demirli yelkenliler arasından uzun bir zincir döşeyip Kesi Bükü dibindeki ağaçlara kıçtankara bağlandığına şahit olmuştum. Bizim de başımıza birkaç kez geldi. İtiraz edenlere de, genç profesyonel kaptanların “Siz de kıçtankara olun kardeşim” dediklerini bile duydum.

Bu yıl Bencik’te iki kez alargada konakladım. Koya gulet akını öğlen başlıyor ve bitmek bilmiyordu. Bir gulet bile alarga bölgesinde kıçtankara yapmadı.

Aynı şekilde gezginlerin körfezde favori alarga koylarından biri de İnbükü (Emel Sayın) ve yanındaki Çamurlu Koy’dur. Yaz başında üç dört kez konakladık. Her seferinde burada da baktım ki, gulet kaptanları alarga alanını serbest bırakarak kıçtankara oldular. Çok mutlu oldum. Denizde tek ihtiyacımız, böyle bir karşılıklı saygı.


ALARGA KONUSU İKİNCİ NOT!

Buna karşılık acemilik dönemini yaşayan arkadaşlarımızın dikkatli olmaları gereken şeylerden biri de alargada ne kadar kaloma verileceği konusu. Bazı denizciler her fırsatta, “Zincir teknede dursun diye üretilmemiştir, 100 metre zincirin varsa 90 metre salla denize, için rahat uyu” gibi bir şehir efsanesini tekrarlar. Mantıken doğru, ama pratikte, gezgin denizcilerin hayatını hayli zora sokan bir mantık. 

Mavi kıyılarımızda az önce bahsettiğim Bencik, İnbükü gibi çok önemli ve değerli birkaç alarga noktamız var. 

Örnek: Gökova’da Sedir Adası, Tuzla Fener Koyu, Yediadalar Çamlı Koy, Akbük, Karacasöğüt; Hisarönü’nde Bozburun Burgaz, Adaboğazı ve Çomçalık’ın (Datbükü) bazı bölümleri, Selimiye, Orhaniye ada arkası, Kurucabük Aktur, tabii ki Knidos; Marmaris’te Çiftlik ve Armelle Koyları, Göcek’te Boynuzbükü, Kille, Sarsala Koyları; Kekova’da Sıçak ve Gökkaya Limanları…

Bunlar neden değerli? Öncelikle küçük bir alanda maksimum sayıda teknenin konaklayabiliyor olması gerekiyor. Zinciriniz ne kadar uzunsa salınım alanınız o kadar geniş olur ve diğer teknelerin sizden daha uzağa demirlemesi gerekir. Dolayısıyla sınırlı bölgede daha az sayıda tekne demirleyebilir. 

İkincisi… Çevre duyarlılığı açısından tehlikeli bir mantık. Zincir uzunluğunuz ne kadar fazla ise denizin en önemli oksijen jeneratörü deniz çayırlarına o kadar çok zarar verirsiniz. Alargada salınan teknenin zinciri bir tırpan gibi deniz çayırlarını biçer. Bir deniz çayırı tarlasının oluşumunun 100 yıl sürdüğünü ve her bireyin 200-300 yıl yaşayabildiğini yeni öğrendim ve çok şaşırdım.

Sonuç: Hava sert olacaksa demirlerken 3 kaloma, yumuşaksa 2 kaloma yeterlidir. 

Peki hava çok çok sert olacaksa… Saldım çayıra, mevlam kayıra! Zincirliği denize göm, sağlam bir bosa tut… Sonrası deniz ile tekne arasında… Can ve mal güvenliği tartışma konumuz değil.

Bu arada… Zincirin direncinin en zayıf halkasının direnci olduğunu… Ve zincir deposunun dibinde kalan son metrelerdeki baklaların korozyondan en çok etkilenenler olduğunu akıldan çıkartmamak lazım.


------------------


İNANILIR GİBİ DEĞİL OCTOPUS İSKELESİNİ YIKACAKLARDI!

Hisarönü gezilerime mayıs ayının son günlerinde başladım. Mutfak işlerinden pek hoşlanmayan bir ekip olarak Marmaris’ten çıktık. Çiftlik, Bozukkale, Söğüt, Marmaris… Dört günde hızlı bir sezona merhaba turu.

Programı yaparken Söğüt’te Octopus iskelesinin sahibi Eray Bey’i aradım, “Açtınız mı, geliyorum” dedim. “Ali Abi geldiğinde bir iskelemiz olursa buyur” dedi. Meğer dozerler kapıya dayanmış, 30 yıllık Octopus iskelesini, denizcilerin Yeşilova Körfezi’ndeki tek güvenilir kara bağlantısını çevre koruma kaygısıyla yıkmaya karar vermişler.

Hukukta müktesep hak diye bir kavram vardır. Geçiniz. Diyelim ki, bölgedeki bir teknede sedye ile çıkarılması gereken bir insan var, bu işlemi yapabileceğiniz tek iskele. “Eray Bey, yürütmeyi durdurma davası açtınız mı?” diye sordum. Neyse ki açmışlar, dozer işini görmeden bir iki saat önce mahkemeden karar çıktı. İskele kurtuldu. Plajlardaki güneşlenme iskeleleri problemli bir konu. İnsanın kumsaldan denize girecek yeri kalmıyor. Ama Çevre Bakanlığı sapla samanı fena karıştırıyor. “Kaçak iskeleler yıkılacak” diye bir karar çıkıyor, sonra ekipler denizcilerin 10 yıllardır bir can simidi gibi kullandığı iskeleleri de yıkmaya kalkışıyor. Yapmayın!


Kuzbükü: Büyük değişim

Kuzbükü Neighbours… Belgin ve Menderes Çoban, beş yılda Kuzbükü’nü bir lezzet ve estetik merkezi haline çevirmişlerdi. Haziranın son günlerinde, bir gün uğrayalım dedik, rezervasyon için telefon açtım. “Ali Bey, istediğiniz zaman gelin, ama şu anda yeni yerimize taşınmak için hummalı bir çalışma içindeyiz” yanıtını aldım.

Şok, şok, şok! Mülk sahipleri tesisi ve sahip oldukları araziyi astronomik bir fiyata satmış. Neighbours bölgede kısa sürede haklı bir şöhret kazandı. Çoban Ailesi yan arazinin de sahibiydi. Derhal kolları sıvamışlar, kendi arazilerinde kalan mutfak ve depo alanlarını da kullanarak restoranı bir yan parsele taşımışlar. İnşaat karmaşasına girmeyelim dedim, bir hafta sonra gittim. Kıyılarımızdaki örnek tesislerden biriydi. Bitmiş. Ama Çoban Ailesi, pes etmemiş, Kuzbükü’nden vazgeçmemiş. Denize 100 metre cephesi bulunan arsalarında yeni tesisi süratle kurmuş, sezona hazırlamışlar. Ben de uğramışken bir sübye kokoreçlerini yedim. Her zamanki gibi mükemmeldi. Kuzbükü’nde değişim sadece bundan ibaret değil. Üç dört yeni bina yapılmış. Hele biri, iki katlı bir taş konak. Maşallah! Bir de… Bir tiny house meraklısı en yakın karayoluna 3 km mesafede, 300 metrelik sarp bir kaya duvarının dibindeki Kuzbükü sahilinin ortasına herhalde bir sal ve vinç marifeti ile bir tekerlekli ev yerleştirmiş. Gözlerime inanamadım!   


Ayağacı Koyu’nda turizm atağı…

Ayağacı Koyu nerede biliyor musunuz? Tabii ki bilmiyorsunuz. Atabol (Apostol) Burnu ile Adaboğazı arasında, haritalarda Ayaca Koyu olarak geçen yere, turizm girişimcilerimiz yerel halkın verdiği isimle “Ay ağacı” demeyi tercih etmişler. Herhalde kulağa daha hoş geliyor diye. Denizciler açısından baktığınızda, koy fena halde solugan alır. Denizi sakin yakalamak pek zordur. Ama burada yıllardır bir yapılaşma çabası var. Üstünde Türk bayrağı dalgalanan pek çok ev de yapıldı.

“Ne yapılacak bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde” diye kendi kendimize sorarken bu yıl tam dört tesis devreye girmiş durumda. Ayağacı Boutique  Beach, Massi Ayağacı, Ayağacı Teras, Ayağacı Villa… Plajda büyücek bir ahşap iskele, denizde 8-10 tonoz… Ne diyelim, hayırlı olsun… Bozburun ve Söğüt’teki tanıdıklarla konuşuyoruz. Yeşilova Körfezi’nin tüm kayalık, ıssız yamaçlarının satıldığını söylüyorlar.  Herhalde zamanla körfezin tamamı böyle bir yapılaşma yaşayacak.

Комментарии


bottom of page