top of page
  • aliboratav

Datça’nın ıssız koylarında BARIŞ VE HUZUR - 2015 Ekim

Güncelleme tarihi: 13 Nis

Seçimler, kavgalar, isyanlar… Bunalırsınız… Bir gün olur şehrin karmaşasından, kargaşasından insanı insana düşman kılan çatışmalardan uzağa, derin maviye, sessizliğe, habersizliğe kaçma özlemi duyarsınız...

İşte o günlerde, rotanızı Datça Yarımadası’nın güney kıyısına çevirin. Zorunlu ihtiyaçlar dışında insan görebileceğiniz merkezlere uğramayın, internete bağlanmayın, gazete okumayın…

Biliyorum bu geçici ve fırsatçı bir yaklaşım, ama bu mola sizi normal ayarlarınıza döndürecek şahane bir kaçamak da olabilir.


Hayıtbükü

 

Bazı zaman gelir insan yalnızlık, ıssızlık, sükunet ister. Mümkünse yaşadığımız kaotik dünyayı hatırlatacak hiçkimseyi görmemek, kimseyle konuşmamak; ‘medeniyete kısa bir mola’ demek ister.

Denizde çözüm kolay: Gidin en ıssız koylara.

Yıldızlarla başbaşa ışıksız ve sessiz geceler sizi bekliyor. Tek risk hemen yanıbaşınıza terbiyesiz bir denizaygırının demirlemesi. Ama yaz aylarından uzaklaştıkça ve sakin denizlere yöneldikçe bu riski yoksayma olasılığı da artacak.


Sakin denizler

Denizde her zaman olmasa da çoğunlukla sakin köşeler bulunabilir. Ama sükunet arıyorsanız bizim denizlerdeki en iyi seçenek her zaman Datça Yarımadası’nda bulunur.

Gökova’yı çok yazdık. Datça Yarımadası’nın güney yamacındaki ıssız sığınaklara ilişkin izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yani Bencik-Knidos arasındaki küçük ıssız koyları...

Bu yıl Temmuz ayının son günlerinde, yani tam da Mavi Ay’ın gökyüzünü süslediği inanılmaz sıcak bir haftada, kalabalık bir grup arkadaş üç yıldan beri alıştığımız 22 metrelik ahşap keç Akın A. ile Bodrum’dan çıkıp bir Hisarönü turu yaptık.

Kiralık yelkenli teknelerimizle Bodrum-Hisarönü gezilerimizde, genellikle 3.5 saatlik bir yol ile Knidos’tan Dirsekbükü’ne ya da Selimiye’ye atlar, körfezin dibindeki çok sevdiğimiz küçük koyları ziyaret etmeyi, akşamları da dışarı yemeğe çıkmayı tercih ederiz. Dönüşte de Bodrum geçişi öncesi körfezin dibinden doğrudan Hayıt Bükü’ne geçer küçük koyları yine pas geçeriz.

Oysa Arya Yatçılık’ın efsane ketch’i Akın A ile her yıl bir kez yaptığımız rahat gezilerde yanımızda sevgili Durmuş Kaptanımız’ın yanı sıra bir gemici ve aşçımız bile var. Bu lüks koşullarda çoğunlukla teknede yemek yiyoruz. Bu nedenle bu yıl Akın A gezi rotasını yaparken Datça kıyılarındaki ıssız koylara bol bol zaman ayırdım. Hedefimiz, yarımadanın karayolu olmayan; Batı rüzgarlarında hafif solugan aldığı için Sadun Boro tarafından tavsiye listesine pek alınmayan bakir, ıssız, yabani ve muhteşem denizli güney koylarını mümkün olduğunca keşfetmek.

Dolayısıyla izlenimlerim de ağırlıkla bu son gezimizden.



Knidos’u ıssız yakalamak zor

Bodrum’dan Knidos’a 23 mil yol. Akın A ile bu yol 3 saat. Hafif bir karayel esiyor, 14-18 knots. Yarım yol motor, cenovayı da açıp yola koyuluyoruz. Motor sesi yok gibi. Rüzgarın zaman zaman çarmıhlardan çıkardığı uğultular, ıskotanın gıcırtısı, dalgaların hışırtısı o 3 saat su gibi akıp gidiyor.

Önce Kos’u yalayarak bordalıyoruz, sonra Tekir Burnu’nu. Knidos’un ucundaki haşmetli kayalıkları izleyerek dönüyoruz. Bu sarp ve girintili kayalıklar, Ege ile Akdeniz’in birleştiği Knidos’tan batıya yelken açacaklar için sert denizlerin uyarısı.

Knidos Ticari Liman’a su altındaki kalıntıları da hesaba alarak geniş bir açıdan giriyoruz. Akşam Durmuş Kaptan’ın bize amcaoğlundan o sabah aldığı barbunları teknemizde yiyeceğiz, karaya adım atmadan Knidos anfitiyatrosunun‘mavi ay ışığı’ altındaki yalazlanmasını seyrederek gecemizi geçireceğiz.

Hemen demir atıp antik liman mendireğinin en ucunda bulduğumuz boş yere kıçtan kara bağlanıyoruz. Batı ve kuzeyli havalarda limanın en az solugan aldığı yer...

Gece harika geçiyor, mavi yolumuz unutulmaz başlıyor!

Bir de Knidos’un özellikle cuma ve cumartesi akşamları Bodrum çıkışlı teknelerce İstanbul-Ankara otoyolu mola noktasına çevrilen mahşeri kalabalığı olmasa...


Biraz ıssız olsun...

O akşam kaptanımızla rota hakkında konuştum.

Bodrum’un kıdemli denizcilerinden Durmuş Kaptanımız gitmek istediğimiz koyların bazılarına bizi götürdü, bazılarında “Abi burda sahiden kalınmaz, solugandan keyfimiz kaçar, tad alamayız” diye reddetti. Ama bir haftalık Datça-Hisarönü gezimizde, normal koşullarda kendi başınıza girmeyeceğimiz pek çok ıssız koyda, sakin noktalara demirleyip bize harika deniz keyifleri yaşattı.

Datça Yarımadası’nın güney kıyılarında amatör yelkencilerinsıklıkla uğradığı 2 bölge ve 5 küçük koy var. Birincisi Knidos’tan Datça’ya kadarki 20 millik sahildeki Palamutbükü, Hayıtbükü ve Kargı Koyları. İkincisi de, Datça’dan Hisarönü’ne kadar uzanan 22 millik kıyılardaki Kurucabük (Aktur) ve Bencik Koyları... Bu arada eğer günlükçülerden boş bulabilirsek Dişlice Adası doğu sahili.

Oysa yarımadanın güney kıyılarında özellikle güzel deniz banyosu için çok daha fazla sayıda küçük koy var. Hatta çok delişmen olmayan havalarda bu koyların pek çoğunda biraz solugan alınsa da gecelemek mümkün.


Haydi keşfedelim...

Yolculuğumuzun ilk sabahı Knidos’a kalktık. Koyda en az 30 yelkenli , 10motoryat ve 15 civarında da gulet var. Bu teknelerin ve yolcularının kibarı var, denize ve insanlara hoyratı var. Yüzümü yıkamak için denize yöneldim. Bir de baktım çarşaf gibi denizin üstünde  pislikler yüzüyor. Gözlerime inanamadım. Durmuş Kaptan beni izliyor, “Ali Abi, hava sakin, gel yakında başka bir koya geçelim, temiz denize girersiniz, kahvaltıyı orda yapalım” dedi.

“Haydi gidelim bari” dedim. Zincir topladık. Knidos harabelerine el salladık, koydan çıkarken aklıma geldi, hemen yakında, bir mil kadar batıda Knidos teras evler koyu var. “Şuraya girelim Durmuş Kaptan” dedim. Bir kaç yıl önceye kadar antik kalıntılara zarar veriyor, diye jandarma demirlemeye izin vermiyormuş, “Peki gidelim, asker yoksa orda yapalım kahvaltımızı” dedi Durmuş Kaptan.

Gittik yanaştık. Asker yoktu, ama bir gulet koya işleyen solugana karşı en korunaklı kuzeybatı köşesine yerleşmişti. Olsun, biz de dümen palamızın izin verdiği kadar kıyıya girdik. Demirledik, bağlandık.

Harika, lacivert bir deniz. Datça Yarımadası’nın ıssız güney yamacı koylarındaki ilk el değmemiş denizimize kavuştuk. Kahvaltımızı yaptık, insanın cildini saten gibi okşayan sularda bol bol yüzdük.

Sakin havalarda eşsiz deneyimler yaşayabileceğiniz bu koylarda tek sorun, açıktan hızla geçen mega yatların teknenizi beşik gibi sallayan dalgaları... Sahile pek yakın geçiyor insafsızlar!..


Kızılbük


Pamuk tarlası...

Kahvaltı sonrası 11.00’e doğru Knidos’un kuytusundan açık denize çıktık. Ağustos’un ilk günleri hava nasıl sıcak ve basık, inanılmaz bir pus tüm Hisarönü’nü kaplamış. Knidos’tan Simi’nin zirveleri bile görünmüyor. Denizin üstü bembeyaz. Deniz yüzeyinde beyazı kesen sadece bir kaç tane hareli rüzgar grisi var. Durmuş Kaptan “Ali Abi, baksana tıpkı bir pamuk tarlası değil mi?” diyor.

Aklıma bir anda Cevat Şakir’in Akdeniz betimlemesi geliyor. Halikarnas Balıkçısı pek çok yazısında, Avrupalılar’ın ‘yeryüzünün ortası-mediteranne’ diye isimlendirdiği denize bizim ‘akdeniz’ isimini vermemizin sebebinin bazı yaz gecelerinde yüzeye çıkan planktonların bu denizi bembeyaz kılması olduğunu söyler...

Haddimi aşıp, ‘acaba’ diyorum içimden, “Çok sakin, rüzgarsız ve sıcak havalarda denizin üstünün böyle bembeyaz, pamuk tarlası gibi olması nedeniyle bu denizlere ‘Akdeniz’ denmiş olabilir mi?”


Yola devam: Domuz Çukuru

Pamuk tarlasının ortasına doğru kırdık dümeni. Kıyı kıyı gidiyoruz. Dalga sesi yok, Akın A’nın suları yararken çıkardığı tatlı bir hışırtı var sadece. Sanki bir planörle ak bulutların arasında süzülüyoruz...

Issız koyları keşfedeceğiz, ama bir haftalık planımız Hisarönü ve hatta Yeşilova’nın en dip noktasına kadar uzanmak.

O nedenle Hayıt ve Palamut çevrelerini dönüş yolumuza bırakıp sakin havadan istifade edelim diye öğle yemeğine Domuz Çukuru’na yollandık.

Domuz Çukuru, çam ağaçlarının 500-600 metrelik yamaçlardan dimdik Datça’nın lacivert sularına yuvarlandığı bir millik geniş bir koy. Hemen İnce Burun yani Datça Kasabası öncesinde. Sadece patika kıvamında arazi taşıtlarına geçit veren bir kara yolu olan bu koya on yıllardır çeşitli maceracılar tıpkı Fethiye Kelebek Vadisi’nde olduğu gibi kamping tesisi, minik kır lokantası yapmaya çalıştılar. Hiç biri zorlu doğa şartları ile baş edemedi. Halen yıkık dökük bir kaç bina, yine yıkık dökük bir iskele dışında hiçbir medeniyet izi yok. Ama çam ve günlük ormanıyla çevrili harika bir denizi var. Arada minik zeytinlikler, zakkumlar, hayıtlar... Biraz rüzgar oldu mu, koyun sığınılacak batı yakası dışında hiç bir yeri yok. Ama dalgaya-solugana, en azından bir kaç saat direnebileceğiniz harika bir mola noktası.


Datça’dan içeri...

Öğle yemeğinden sonra Datça’dan 3 arkadaşımızı alıp tatilimize devam edeceğiz.

Limana giriyoruz. Datça Limanı, bu kıyılarda kış aylarında kolay kolay yer bulamayacağınız, ama turizmin hareketli günlerinde 5-10 dakika beklediğinizde mutlaka su ikmali için yanaşan teknelerden birinin ayrılıp size yer açacağı bir lojistik merkez. Güneyli havalarda bile 100’e yakın teknenin sığınabileceği korunaklı bir mendireği var. İki adım attığınızda çarşının içindesiniz. Çarşı da son yıllarda Türkiye’nin en ünlü ekolojik tarım ürünleri merkezlerinden biri haline geldi. Datça’nın ‘3B’si ünlüdür. Bal, badem, balık. Datça limanında kolay kolay balık bulamazsınız. Hele ki yerli balık, 2-3 balıkçı dükkanı var, hepsine tüm balıklar Bodrum’dan, sabah Körmen’e yanaşan feribotla geliyor.

Fazla oyalanmadan ayrılıyoruz. Benim planım Datça’dan 5 mil doğudaki Yolluca Adası’nın batı rüzgarlarına kapattığı Güllük (Perili Köşk) Koyu’nda gecelemek. Perili Köşk, Ağa Han Mimarlık Ödülüsahibi çok ünlü ve sakin bir otel. Önündeki koy kumsal. Gündüz saatlerinde, 500 metre kuzeye doğru uzayan ve bir kum bankıyla karaya bağlanan adanın kuytusuna demirleyip dinlenmek pek güzeldir. Ama Durmuş Kaptan buranın hiç bir havada gecelemeye uygun olmadığını teknenin sabaha kadar yalpadan kurtulamayacağını söyledi.

Doğuya doğru yakın mesafede Karaincir (0.7 mil) ve Sarı Liman (1.3 mil) var. Korunaklı olan Karaincir sitelerle kaplı. Yamaçlarında çam ormanlarının yakın süre önce yandığı Sarı Liman ise alabildiğine ıssız. Ama tıpkı Güllük gibi açık denizden geçen teknelerin dalgalarından korunamadığınız, solugan alan bir koy. Amatör balıkçıların favori mekanlarından.

Berrak ve dingin mola...

İkiz koylu (Çiftlik ve Kurucabük) Aktur’u bordalayıp doğudaki Kurucabük’e girdik. Çiftlik (Adatepe) Burnu’nun birbirinden ayırdığı ve çam ağaçları ile kaplı bu koylar yarımadanın güneyinde hakim kuzey ve batı rüzgarlarından en iyi korunabileceğiniz konaklama yerleridir. Ağaçlar arasına saklı Aktur evleri doğayla bütünleşmiştir.

Çiftlik Koyu’nun da Kurucabük’ün de batı kıyıları demirleme için tercih edilir. Her ikisinde de su tropikal adalar gibi berrak; dip pırıl pırıl bembeyaz bir kumla kaplıdır. Kurucabük Koyu’nun batısında Çiftlik Yarımadası’nın güney denizlerine bile doğal bir mendirek gibi kıvrıldığı köşeye kıçtankara demirledik. Selimiye ve Bozburunlu küçük balıkçı kolonisi her zamanki gibi koyun kumsalında konaklıyor, ailecek ağlarını tamir ediyorlardı. Onların deyimiyle ‘tahta gibi’ dümdüz denizde akşam ve gece boyunca yüzdük. Dolunay karşımızdan tabak gibi çıktı.

Bu tür korunaklı koylarda bir hastalık var. Sahil gazinoları, küçük diskoteklerkara-deniz demeyip dinlenenleri hiçe sayıp bangır bangır müzik yapmaya pek meraklılar. Yakın zamana kadar Aktur yönetiminin kararıyla sessiz sakin kalan Kurucabük’te de böyle bir izansız işletmeci türemiş. En kısa zamanda sesini kısmalarını dileyerek  billur gibi Kurucabük Koyu’na sabah veda ettik, kahvaltı için sıra sıra minik koylarıyla ünlü Günlücek’e geçtik.



Hurmaların arasında...

Günlücek Koyu, batıdan doğuya ilki Dimitri, sonuncusu Hurmalıbük olmak üzere herbirinde 1-2 teknenin doğayla başbaşa, sessiz-sakin konaklayabileceği 6 bükten oluşuyor. Bunların en korunaklısı Dimitri Bükü, tabiat olarak en güzeli ise gümüş parıltılı kumlarıyla Hurmalı Bük olarak kabul edilir.

Biz anlaşılan Kurucabük’ten çıkmakta biraz geç kalmışız ki, Günlücük’in büklerinin hepsine sanki varış saatine göre batıdan gelen koca koca guletler, motoryatlar demirlemişti. Bir Hurmalıbük’ün kuzeybatı köşesi boştu hemen oraya yerleştik. Zaten bizim hemen arkamızda seyreden devasa bir yelkenli de 3-4 dakika içinde kuzeydoğu köşesine yerleşti ve Günlücek’in tüm güzel köşeleri tutulmuş oldu.

Hurmalıbük’ün bizim demirlediğimiz köşesi tam salkım saçak yabani hurmaların önü. Onların altında da küçük bir azmak var. Durmuş Kaptan’la karaya çıktık. “Gel sana bir şey göstereyim” dedi, azmağın yaz sıcağında kurumuş, suyu çekilmiş ağzına götürdü beni. Buraya azmağın suyu yükselip denize açıldığında balıklar girip yumurta bırakırlarmış sonra yazın denizle bağlantı kesilince azmakta bazen tavalık güzel balık bulunurmuş. Bir kepçe ile kolayca avlanırlarmış.

Gittik 100 metre kadar azmak boyunca içeri doğru yürüdük. Tek bir balık yoktu. Ya kepçeciler bizden önce davranmışlar ya da Ege’de balık neslinin kuruduğuna işaret. İki durumda da kötü.

Hurmalıbük’ten körfezin derinliklerine doğru gideceğiz. Selimiye, Kocabahçe, Dirsek, Bozburun, Söğüt... Hepsi harika yerler, kısa zamana bu kadar güzel küçük koyu gezmeyi sığdırabilmek hüner ve sihir gerektiriyor deneyeceğiz...

Yolculuğumuzun bu bölümünü daha önce yazmış olduğum yerler olduğu için atlıyorum. Bu bölgeden havadisleri yan tarafta kısa kısa aktarmaya çalıştım.

Dönüş yolunun ıssızlıkları...

Her yolculuğun kabul etmek istemediğiniz bir yolculuk bölümü var. Burada insan gönüllü bir şizofreniye giriyor ve sanki tatili hiç bitmeyecekmiş gibi yola devam ediyor. Biz de son gün Selimiye’den bu haleti ruhiye içinde dönüş yoluna geçtik.

İlk durak Dişlice Adası.

İşte Hisarönü’nün efsane duraklarından biri daha. Gökyüzünden bir çeneyi andırdığını o adaya deniz yüzeyinden bakanlar nasıl karar vermişler bir muamma. Ama denizi de özelllikle bozuk havalarda gece konaklaması da harika bir yer.

Güneydoğu-kuzeybatı ekseninde 300 metre bir yay gibi uzanan adanın doğu kıyısına 50 metre yaklaşın 30 metre zincir döşeyin ve kıyıdan bir çıma tutun. Hayatınızın en güzel gecelerinden birini geçirebilirsiniz. (Tabii bir poyraz fırtınasına yakalanırsanız, kabus.)

Diyelim ki rüzgar kuzeyden bindiriyor ve durum nazik. Sadece yarım mil yol yapacak ve Türkiye’nin  en uzun fiyordu (1.5 mil) olan Bencik Koyu’na gireceksiniz. İçinde 30’a yakın size özel minik marina, küçük küçük koylar.

Datça’ya dönüş yolumuzda biz Bencik’e girmedik. Hem suyu biraz bulanıktır, hem de merak eden herkes girip çıktığından biraz kalabalık. Bencik’in hemen önündeki şahane Tavşancık Bükü de artık otel yüzme alanı olarak kapatıldığı için yarımadanın güney kıyılarını keşfetmeye kaldığımız yerden devam edelim diye uzun bir yol (18 mil) yapıp doğrudan Datça’ya, daha doğrusu hemen dibindeki Kargı’ya kadar yükseldik.

Karayolu da bulunan Kargı, Datça’nın bir nevi plajı sayılır. Gündüz arabayla gelenlerle hayli kalabalık. Ama gece de bir o kadar ıssızdır. Güneybatısındaki Kargı Burnu’nun ardındaki alan her havaya limandır. Dibi biraz eriştelik de olsa harika bir denizi vardır.

Dönüş yolunda ilk ıssız gecemizi bu küçük korunakta geçirdik.

Bir doğa harikası...

Sabah kahvaltıdan sonra erken saatte Kargı’nın az batısındaki Gökliman’a (Armutlusu) geçtik.

İşte bu küçük koyun dip noktalarında kendinize bir sığınma yeri bulabilirseniz, ‘ıssız küçük koy’ kavramının ne demek olduğunu çok iyi anlarsınız. Açık denizde 8 şiddetinde fırtına patlasa denizin çarşaf gibi kalabildiği çanak gibi bir koy. Çam ağaçlarıyla kaplı dik yamaçlar sizi rüzgardan da tamamen koruyacak. “Cennet burası olmalı” diyeceksiniz. (Koy sadece doğu rüzgarlarına açık.)

Sabahın eşsiz saatlerini Gökliman’da tembellikle geçirdikten sonra; Datça kıyılarının her gün çıkmazsa olmaz meltem rüzgarları kabarmadan önce batıya doğru yolumuza devam ettik.

Gökliman özellikle kalabalık sezon içi zamanlarda pek boş bulunmaz. Ama 2 mil batısında İnce Burun kıstağı var. Bu kıstağın kayalık doğu kıyısında da Türkiye’nin en güzel denizlerinden biri. Bodrum’a dönüş öncesi son gecemizi Knidos ya da Mersincik’te geçirmeyi düşündüğümüz için İnce Burun’da konaklamadan yola devam ettik. Batıya doğru ilerlerken Hayıt Bükü’nün bir içini görelim diye kafamızı uzattık.

Rezalet! Hayıt Bükü’ndeki esnaf birkaç yıl önce “Karadan gelenler rahat yüzemiyorlar, burayı tekne trafiğine kapayalım, beach yapalım” diye köy iskelesini elbirliğiyle yıktırdı. Bu haberi aldığımdan beri uğramıyordum. Bir görelim diye kıyısından geçtik. Denizciler ve deniz turizmi için tam bir felaket.

Güzelim koy şamandıralı iple kapatılmış. Koyun güney batı ucundaki taşlık mendirekin üstüne beton dökmüşler. Denizcilere “İsterseniz gelin aborda olun” diyorlar. Ama mendirek dışında solugandan konaklamak hiçbir koşulda mümkün değil.

Palamut Beach...

Yola devam ettik. Palamut Bükü’nün taşlık sahillerinin az açığında 6-7 metrede alargada kalıp bir deniz banyosu, öğle yemeği yemekten büyük keyif alırdık.

Palamut’da 2 km.’lik sahil tamamen şezlong ve şemsiye ile kaplanmış. Sanırsınız Cannes Plajı! O şezlongları doldurmak için 5 bin kişi lazım. Nerede o insanlar? Yok! Komşusunu görüp sahili işgal edeyim diye 10-20-30 şezlong atmış tüm restoranlar. Ama tüm sahilde toplasan 150 kişi var.

Bu iki darbe ile Palamut Bükü yat barınağının hemen batısındaki kuytuda demirledik ve öğlen yemeğimizi yedik. Aslında hedefimiz Palamut’un 500 metre ilerisindeki Çukurbük’e girmekti. Orası da neredeyse Gökliman kadar güzel, bu kıyının en güzel ıssız koylarından biri. Ama Durmuş Kaptan dedi ki “Herkes yolda, bu saate kadar Çukurbük’ü mutlaka guletler doldurmuştur, biz burada duralım.”

Deneyim başka şey!! Sahiden de barınağın hemen batısındaki kuytu çok güzeldi ve yola devam ettiğimizde gördük ki Çukurbük’ün içinde 6-7 gulet neredeyse üst üste parketmiş.

Bu yolda çok hoş anılarımdan biri de, Palamut’tan 1.5 mil batıdaki Divan Burnu’na kadar yaptığımız yol.

Denizden 200-300 metre dimdik yükselen kayalıklar. Deniz aynı hızla derinliklere uzanıyor. Kıyıdan 10 metre açıktan Amazon’da dev ağaçların arasında ilerleyen bir kayık gibi geçiyorsunuz. Kovuklar, mağaralar, üstünüzde yükselen sarp, ayna gibi kayalıklar, altınızda lacivert ve Divan Burnu’nun kuytusunda kıpırtısız bir derinlik...

Büyüleyici bir yolculuk.

Issızlığın da sonu var tabii

Divan Burnu’nu dönüp Knidos denizi gerçekleriyle yüzyüze gelmemiz fazla zaman almadı. Divan Burnu’ndan Knidos’a kadar olan 6 millik mesafe Türkiye kıyılarının en acımasız denizi olabilir. Şansımıza biz geçerken hava olabildiğince sakindi, dalga boyu 1-2 metreyi aşmadı. Son gecemizi yine Knidos’ta geçirelim, diyorduk. Fakat Bodrum’a dönen tekneler öyle çoktu ki, Knidos Limanı bir direk ormanı halindeydi. Hiç duraklamadan Tekir Burnu’nu döndük, 10 mil mesafedeki Mersincik’e geçtik.

Mersincik her zaman güzel. Sade, duru, yemyeşil, sahili çevreleyen devasa dağların görkemi altında batıya, güney rüzgarlarına kapalı 0.6 mil çapında bir liman. Rüzgar kuzeye dönerse her zaman sığınabileceğiniz bir de Poyraz Limanı (Akvaryum) var.

Hava sakindi, geniş koyun güneybatı köşesinde sazlıkların hemen önüne demirledik. Hafif meltem günbatımında sazlıkların arkasındaki binlerce mandalina ağacının parfümünü koya taşıyordu.

Akşam inerken, kıyıya yüzdüm, yanıma aldığım ince kenarlı bir çaykaşığı ile birkaç deniz kestanesi yedim.

Denizin kokusunu içime çektim.

Datça’nın ıssız koylarına veda ettim.

 

----------------------


Körfezin derinliklerinden hoş haberler...

Yolculuğumuzun Datça güney kıyıları rotası dışında Hisarönü’nün koylarına ve Yeşilova’nın ıssızlıklarına uzandık. Daha önce yazdığım bu bölgeyi tekrar anlatmayacağım. Ama farkları ve özel keşifleri kısaca da olsa aktarayım:

-          Kameriye Adası Bağlık Burnu:Hisarönü’nün derinliklerine girdiğimiz günlerde hava öyle, basık, sıcak, bunaltıcıydı ki, Durmuş Kaptan, ikmal için Selimiye’ye giderken “Gelin gündüzü adalar boğazının serin bir yerinde geçirelim” dedi. Kameriye Adası’nın kuzeydoğusundaki Bağlık Burnu’nun kayalıkları arasına demir attı. Sıcak ve rüzgarsız havalarda gerçek bir cennet. Her yerde deniz çarşaf gibiyken ve denizin üstünden buğu yükselirken, Hisarönü Körfezi’ndeki en küçük bir esinti bile Kameriye Adası üstünde birikip tam bu noktadan boğaza vuruyor. Doğal bir klima.

-          Bozburun ve Selimiye: Hızla yeni bir Bodrum olmaya doğru gidiyorlar. Limana adım attığınızda karşınıza çıkan süpermarket zincirleri en iyi kanıt. Gurme mağazası bile açılmış. Biz limanlara gittiğimizde, her zamanki gibi yöre halkının eski büyücek bakkallarından alışverişimizi yaptık.

-          Kuzbükü: Selimiye’den çıkıp Apostol Burnu’na doğru kıvrıldığınızda bir ıssız küçük koy. Batı rüzgarlarının soluganı işleyen bu koya Söğütlü bir aile restoran açmış. Önünde 8-10 teknelik bir iskele var. Gitmedik ama tanıdıklar ‘gayet iyi’ diyorlar.

-          Değirmen Adası: Hisarönü her yıl biraz daha kalabalıklaşıyor. Eski, bildik limanlar hafiften kirlilik sinyalleri veriyor. Körfezin dibindeki yolculuğumuzda Kocabahçe, Dirsek ve Bozburun Kiseli Ada çevresinde güzel denizler bulduk. Ama tüm arkadaşlarımın da oybirliğiyle yolculuğumuzun en keyifli denizlerinden birini, Yeşilova’daki Değirmen Adası’nın doğu yakasındaki bir öğlen molamızda yaşadık. Tek kelimeyle harika bir konaklama noktası. Hem gündüz, hem de gece için...

Commentaires


bottom of page