top of page
  • aliboratav

Hırvatistan: Dalmaçya kıyılarında keyifli bir mavi gezi için ipuçları -2018 Temmuz

Güncelleme tarihi: 28 Nis





Harika bir doğa, baştan çıkarıcı bir deniz. Disneyland’ı aratmayacak Ortaçağ kale-kentleri. Lezzet durakları… Hırvatistan mavi gezisi çok zorlu…  Aşağı yukarı 2000 millik bir kıyı şeridi… Alternatif çok, vakit az ve hayat hayli pahalı, neredeyse attığınız her adım ateş pahası. Gerçekten, Euro/TL paritesinden bağımsız olarak tüm Avrupalı denizciler Hırvatistan mavi gezisini Akdeniz’in en pahalı rotası olarak nitelendiriyor. Denizde rotalar, keyifli parkurlar açısından en iyi seçenekleri bu kez karadan gezerek saptamaya çalıştık… Bir tür ön keşif...

Dalmaçya kıyılarının en güzel adalarından biri, Hvar...

 

Hırvatistan’ın kıyı şeridi kuş uçuşu 300 deniz mili uzunluğunda. Ancak neredeyse tüm kıyı boyunca, hem de 2-3 sıra efsanevi Dalmaçya Adaları dizili. Yaklaşık 1200 ada ve adacığın kıyılarını da bu hesaba eklerseniz, denizde gezilecek aşağı yukarı 2000 millik bir kıyı şeridi ortaya çıkıyor. (Bir ölçüme göre 5950 km.) Yani Türkiye’nin coğrafi olarak 10’da biri, nüfus olarak 20’de biri büyüklüğündeki Hırvatistan’da, Gökova’dan Kekova’ya 400 mil uzunluğundaki mavi kıyılarımızın neredeyse 5 katı büyüklüğünde bir gezi alanı söz konusu.

Üstelik bu kıyı şeridinin neredeyse tamamı, kristal denizler, görkemli ormanlar ve sempatik Ortaçağ köyleriyle dolu. İnsan fotoğrafları görünce, gezi notlarını okuyunca “Gideyim, orayı da göreyim, burayı da göreyim!” gibi bir hisse kapılıyor. Ama bu mümkün değil. Hırvatistan 1-2 değil, temel olarak 4 mavi gezi bölgesine ayrılıyor.


Mavi gezi bölgeleri

Bunların birincisi ülkenin kuzeyinde Slovenya sınırındaki Istria Yarımadası. Güney yönünde bir üçgen gibi inen Istria, Adriyatik’in en büyük yarımadası. Kuzeybatıda Umag’dan kuzeydoğuda Rijeka’ya kadar kıyıları 100 mil uzunluğunda. Asıl gezi bölgesi batı kıyısı. Burada yemyeşil bir kıyı şeridi ve Venedik’ten kalma çok hoş kale kentler var. Örneğin, Roma döneminden kalma ve Hırvatistan’da ziyaret edilecek tarihi eserler listesinde ilk 10’da yer alan Puli Amfitiyatrosu bu yarımadanın ucundaki Pula kentinde. Doğu kıyıları ise dağlık, deniz de tenha.


İkinci bölge Kvarner Körfezi: Rijeka’dan Zadar’a kadar uzayan bir sahil şeridi. Bu bölgede 3’ü hayli büyük, 20 civarında ada var. Kıyı şeridinin hemen ardındaki 500-1500 metre yüksekliğindeki sıradağlar nedeniyle bu bölge Hırvatistan mavi gezilerinin en zor hava koşullarına sahip. Sık sık bora yaşanıyor. Öte yandan, bölge bu zorluk nedeniyle, olumsuz turistik atmosferden en uzak gezi alanı. Adalarındaki sakin yaşam, yerel kültür, lezzetli ve nispeten ucuz restoranlarıyla ünlü.


Üçüncü ve dördüncü bölgeler Zadar-Dubrovnik kıyıları: ‘Dalmaçya’ aslında Zadar’da başlayan ve Montenegro’da Kotor’a kadar uzanan sahillere ve adalara verilen isim. Bu bölgede hem adalarda hem kıyı şeridinde, doğa harikası denizler, ormanlar, şelaleler; Kotor, Trogir, Sibenik gibi UNESCO tarihi miras listesinde bulunan yerleşim merkezleri; Mljet, Kornati gibi milli parklar,Telascica, Lastovo, Vis, Bisevo gibi ünlü deniz/doğa koruma alanları; ‘Akdeniz’in yeni St.Tropez’i olarak anılan Hvar gibi şöhretli adalar ve tabii ‘Adriyatik’in incisi’ Dubrovnik yer alıyor.

Bu kıyı şeridi, yani Dalmaçya, mavi geziler açısından Split’in kuzeyi ve güneyi olarak ikiye ayrılıyor. Aynı turda, 1 haftada iki bölgeyi de gezmek pek mümkün değil. En aşağı 15 gün lazım.

Zadar-Split arası mavi yolcuların ilk tercihi. Charter şirketlerinin en yoğun olduğu, Hırvatistan’da yaz aylarını geçiren turist yatların en fazla konakladığı bölge burası. Split-Dubrovnik arası da Hırvatistan’da deniz turizminin en yoğun olduğu ikinci bölge.

Aslına bakarsanız Dubrovnik’ten çıkanlar çoğunlukla kuzeye, Hvar’a doğru 90 millik bir parkurda geziyor. Güneye, Montenegro tarafına geziye çıkanlar daha az. Split çevresinden yola başlayanlar da ünlü milli park Mljet Adası’na kadar 80 mil güneye yolculuk yapıp, adalar arasından geri dönüyor.


Mavi gezi: Kiralık tekneler

Hırvatistan istatistiklerine göre transit giriş-çıkış yapan tekne sayısı yıllık 220 bin. Bunlar çoğunlukla İtalya ve Fransa’dan geliyor. Ülke içindeki charter tekne sayısı ise 4500 (bunların ciddi bir kısmı son yıllarda Türkiye’den Hırvatistan’a geçen charter filoları). Yani, son yıllarda ülkemizde yat turizminde yaşanan kan kaybı nedeniyle Türkiye’nin neredeyse 10 katı büyüklüğünde bir kiralık tekne filosu mevcut. Fiyatlar dünya standartlarında.

Ayrıca Zadar, Split ve Dubrovnik ağırlıklı olmak üzere bizdeki guletler gibi kabin satışı ile işleyen haftalık tur tekneleri var. Bunlar tepelerindeki sembolik yelken direkleri çıkarılsa, bizim şehir hatları vapurlarının miniği, saç tekneler. 14-20 odaları var ve oldukça konforlular. Yolcular gündüzleri adalar civarında harika denizlere giriyor, akşamları çoğunlukla kıyı şeridindeki Ortaçağ köy ve kentlerinin limanına yanaşılıyor, tarihi miras ve kent dokusu ziyareti yapılıyor.


Maddi konulara gelince…

Hırvatistan kıyıları Akdeniz’in en yüksek maliyetli mavi gezi alanı olarak kabul ediliyor.

Birincisi, özellikle kendi tekneleriyle yolculuk yapanlar açısından motor gücüne bağlı olarak hayli yükselebilen bir ‘Seyir, Güvenlik ve Çevre Kirliliği Engelleme Vergisi’ var. Bu vergi yıllık olarak alınıyor (isterseniz 1 hafta kalın fark etmiyor) ve 12-40 metrelik tekneler için kabaca şöyle hesaplanıyor:

20 Kuna x uzunluk-metre + 2 Kuna x motor gücü-HP + 40 Kuna işlem ücreti + 25 Kuna x uzunluk metre (light dues-fener harcı, denizcilik seyir işaretlemesi yatırımları ödemesi)…

Örneğin, 15 metre 50 HP motor gücü olan bir yelkenli tekne için 815 Kuna (7.3 Kuna = 1 Euro), yani 111 Euro. Ama 20 metre ve 2000 HP motor gücü olan bir yat için 4940 Kuna, yani yaklaşık 677 Euro.

İkincisi, denizde konaklama vergisi var (Sojourn Tax). 1-2 haftalık, 1-3 aylık ya da yıllık ödeniyor. 12-15 metrelik bir yelkenli tekne mürettebatı için 1 haftalık kişi başı 68 Euro, 1 yıllık 1040 Euro… Hırvatistan’dan kiralanan ticari teknelerde kişi başına günlük 1.08 Euro...

Asıl yüklü ödemeler ise konaklama için. Örneğin Kornati Adaları Koruma Alanı’na iki giriş kapısı var. 11-18 metre teknelerin giriş ücreti günlük 55 Euro, 18 metre üstü 103 Euro. Revaçta adalardan Hvar’ın ana limanında rıhtıma kıçtankara bağlanmanın günlük fiyatı yüksek sezonda 150 Euro, koyun batısındaki şamandıralı tonozlara bağlanmak içinse 80 Euro.

Marinalar yüksek sezonda ortalama günlük 80-100 Euro ücret talep ediyor. Adalardaki mendirek ve marinalarda ise günlük konaklama bedeli 50-150 Euro arasında değişiyor. Temmuz-Ağustos aylarında fiyatlar yüzde 20 zamlı.

Korcula, Lastova, Mjlet, Vis, Pakleni gibi rağbet gören adalarda bazı koylardaki şamandıralı tonozları özel sektör işletmeye almış durumda. Bu koylarda, internetten 6-12-24 saatlik rezervasyon yapıyorsunuz ve günlük 40-120 Euro arasında fiyatlar ödenebiliyor.

Örnek: Yakın zamana kadar koruma altında olan ve yatçılığa izin verilmeyen Vis Adası’nda tonoz ücreti 5 Euro x metre-uzunluk, rıhtıma yanaşma 7 Euro x metre. Hvar karşısındaki büyüleyici Pakleni Adaları’nda demirleme ücreti 5-6 Euro x metre uzunluk.

Denizin parsellenmesi öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, örneğin bir koyda 20 tonoz var, koyun dışında kalan ve hafif solugan alan 8 tonoz 60 Euro’ya, tam içinde en güzel denize ve manzaraya sahip 7 tonoz 140 Euro’ya, karşı kıyıda gün batımının seyredilemediği ama denizi sakin 5 tonoz da 100 Euro günlük fiyatla veriliyor.

Bu durum Avrupalı yatçılar arasında büyük bir protesto ve tartışma konusu. Çünkü Hırvatistan Denizcilik Bakanlığı resmi web sitesinde, sadece 86 koyda ücretli tonoz sistemi olduğu belirtiliyor. Koruma alanlarında bile giriş ücretini ödedikten sonra “Restoran ya da koylarda göreceğiniz tonozlara ücret ödemek zorunda değilsiniz” deniyor. Ama denizciler, 1200 adadaki binlerce koyun ciddi bir bölümünde tüm tonozlardan ücret talep edildiğini söylüyor.

Üstelik dert burada da bitmiyor! Özellikle rağbet gören koylardaki ünlü tonozlar için temmuz-ağustos rezervasyonları çoğunlukla yeni yılın ilk aylarında tamamlanmış oluyor. Ne de olsa Avrupalılar programlı yaşamaya alışık...

Tabii tüm bunlar, “Geldik, bir hafta kalacağız. Bari akşamlarımızı güzel restoranlarda, tarihi limanlarda, muhteşem doğal güzellikler içinde geçirelim” diyorsanız. Yoksa, sadece ‘Adriyatik’in Kraliçesi’ diye isimlendirilen Hvar Adası’nda bile ücret ödemeden konaklayabileceğiniz yüzden fazla ıssız koy bulunabileceğini aklınızda olsun. Hvar dediğimiz, 37 mil uzunluğunda ve kıyıları dantela gibi girintili çıkıntılı bir ada. (Yani Göcek Körfezi’nin neredeyse 2 katı büyüklükte bir kıyı şeridi.)


Hava durumu: İdeal zaman

Temmuz-ağustos aylarının Dalmaçya kıyılarında özel bir yeri var. Çünkü hava ancak temmuzda oturuyor ve ısınıyor. Haziran ayı sıcaklık ortalamalarına bakarsanız 19-22 derece.

Gerçi biz 2018 Mayıs ayının son günlerinde gittik ve tüm kıyı boyunca 28-30 derecede kavrulduk. Adalara geçerken, ne fırtına yaşadık ne denizde 15 santimetre üstü dalga gördük. Ama bilmiyorum, belki bizim şansımız... Herkes “Hırvatistan’da deniz ve tekne sezonu temmuz-ağustostur” diye yazıyor.

Belki de özellikle kuzey kıyılarında (hatta Sibenik’e kadar olan bölgede) sık sık görülen ünlü boralar nedeniyle böyle bir genel yargı var.

Hırvatistan kıyılarında hakim rüzgar kuzeybatıdan gelen ‘Mistral’. Öğlene doğru başlıyor ve 3-5 bofor arasında değişiyor. ‘Burin’ isimli doğu rüzgarları kıyıdaki dağların üstünden bindirdiği için kısa süreli ama kuvvetli rüzgarlar olarak biliniyor.

Batıdan gelen ‘Nevera’, Dalmaçya’da hiç sevilmiyor. Denizciler ‘kötü hava’ diyorlar. Az esiyor. Kısa süreli de olsa beraberinde çoğunlukla sağanak yağmur getiriyor.

Ama asıl korkulan Kuzeydoğu’dan gelen ‘Bora’; Adriyatik’in denizi karıştıran esas fırtına bu. ‘Bora’nın yaklaştığı, dağların tepesindeki küçük bulut kümelerinden, havanın nemini kaybetmesinden ve görüş mesafesinin artışından anlaşılabiliyor. Tıpkı bizim Gökova-Kıran rüzgarı gibi.

Son olarak: Mevsimlerden bağımsız olarak, ülkenin kuzeyinde oldukça serin ve sert olan hava koşulları, güneye Dubrovnik’e yaklaştıkça subtropikal bir iklime dönüşüyor. Rüzgar hafifliyor, ısı ve nem hızla artıyor. Kuzeyden güneye kıraç adalar yeşeriyor, ağaç cinsleri çeşitlenip, boyları uzuyor…


İzlenimler ve sonsöz…

Evet… Dalmaçya kıyılarında bir kaçamak için ön keşif notlarım bunlar.

Gezi izlenimleri açısından paylaşmakta fayda gördüğüm birkaç şey daha:


Tarih: Hırvatistan halkı M.S. 7’inci yüzyıllarda Ukrayna’dan göç etmiş bir kavim. Slav ırkının insandan bir günaydın sözcüğünü ya da merhaba gülümsemesini bile esirgeyen soğukluğu genellikle sokağa hakim.


Eski kentler: Çoğunlukla Venedik döneminden kalma ve bugün UNESCO Tarih Mirası Listesi’ne alınan Ortaçağ kale-kentleri tek kelimeyle enfes. Başta Dubrovnik, labirenti andıran daracık sokaklarıyla Trogir, beyaz taşlarla inşa edilmiş Sibenik, Roma İmparatoru Diocletianus’un sarayının damga vurduğu Split, ‘bir küçük Ortaçağ köyü bu kadar mı güzel muhafaza edilebilir’ dedirten Primosten, Marco Polo’nun doğduğu Korcula (Siyah Korfu) Adası’ndaki kale-kentler…   

Taşlara bakmaktan insan bu kadar büyük bir keyif alabilir mi? Bunun olabileceğini görmek için Hırvatistan kıyıları iyi bir parkur.


Lezzet: Yemekler harika değil, ama üzmüyor da. Ahtapot-kalamar, midye-istiridye seviyorsanız bir cennet. Bu lezzetin zirvesini yaşamak için özellikle Peljesac Yarımadası’nda Mali-Ston köyüne uğramakta fayda var.


Kalabalık: Türkiye’nin 10’da biri büyüklüğünde bir ülke ve neredeyse Türkiye’ye gelen sayıda turist var. Özellikle Dubrovnik, Split, Sibenik, Trogir gibi büyük turizm merkezlerinde ve Hvar, Korcula gibi ünlü adalarda neredeyse sokakta Hırvat’a rastlasanız içinizde boynuna sarılmak geliyor. Her sokaktan Japonlar ve Çinliler fışkırıyor. Bu turizm bolluğu esnafı da yoldan çıkarmış durumda. Örneğin Zadar’da 120 Kuna’ya içtiğiniz bir şişe şarabın fiyatı Dubrovnik’te 390 Kuna’ya çıkıveriyor; aynı şekilde 12 Kuna’lık bir bira da 55’e… Siz de çileden çıkıyorsunuz…

İnanılmaz doğa: Doğa bu kadar mı baştan çıkarıcı olabilir? Bunu anlamak için öncelikle, 30-40 metrelik dişbudak, kayın, huş, servi, sedir ağaçlarıyla süslü, 300-400 metrelik yamaçlar arasında, 20 kadar göl, belki 200 şelale bulunan toplam 400 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Plitvice Milli Parkı’nı görmek lazım, ama o biraz kara içinde kalıyor. Buna karşılık, içinde büyüleyici göller ve iç denizler bulunan Mljet Adası ziyaret edilebilir. Efsaneye göre Odysseus’un bir mağarada 7 yıl tutsak edildiği bu adanın yüzde 70’i çam ormanlarıyla kaplı. Ya da Sibenik’ten karanın içine giren denizi takip edip son şelaleleri denize dökülen Krka Milli Parkı’nı ziyaret etmek pekala mümkün. Gözünüzde bir canlandırmaya çalışın: Daracık kanallar iç denizlere bağlanıyor ve tekneyle 10 mile yakın bu kanallardan ilerleyip Skradin Köyü’nün limanına ve Krka Milli Parkı’nın girişine geliyorsunuz.


Tuhaflık: Bu insanlar sanki Yugoslavya yıllarında artizanal ve estetik yeteneklerini kaybetmişler ve şimdi de neredeyse inanılmaz doğal güzelliklerini tarihi miraslarını turizme açmışlar ve bununla geçiniyorlar. En büyük yerleşim merkezlerinde bile sokak aralarında bir dükkanda ilginç bir yerel üretim ürünü ile karşılaşamıyorsunuz. Varsa yoksa, lavanta-sabun, biraz da zeytin ağacı tornacılığı.


Deniz: Arabayla kıyı kıyı giderken pek çok küçük koyda, özellikle de yarımadalara uzandığınızda harika bir deniz görüyorsunuz… Adalara geçince ise dünyanız değişiyor. Böyle bir güzellik olamaz diyorsunuz. Bizim mavi kıyılarımızda ancak Datça’nın, Kaş’ın kayalık kıyılarında görebildiğimiz seviyede berrak ve parlak mavi koylar; lacivertten camgöbeğine bir renk cümbüşü… Görüp de hayret edilecek pek çok yer var. Örneğin Brac Adası Bol Köyü’nde Zlatni Rat (fare) Kumburnu.  Denizin ortasına 400 metreye yakın sivri bir dil gibi uzayan kumsal, akıntı, rüzgar ve dalgalara göre günün her saatinde farklı bir görünüm alıyor, ucu gün içinde 30-40 metre batı-doğu ekseninde konum değiştirebiliyor.

İşte özetle tablo bu: Yüzölçümü Marmara Bölgesi’nden küçük Hırvatistan’da keşfedilecek inanılmaz sayıda küçük koy, kentsel-tarihi-doğal hoşluklar var.

Bu coğrafyada birkaç hafta mavi gezi planlayanlara mutlaka önceden 10-15 günlük bir araba yolculuğu öneririm. Böylece en azından, anakara kıyılarında mutlaka görülmesi gereken duraklar aradan çıkmış olur.



Dubrovnik

 

-------------------------------------

En güzel denizler

Dalmaçya kıyılarındaki yüzlerce ada ve adacık… Bazen ıssız, kimsenin uğramadığı köşede kalmış bir küçük koyla karşılaşıyorsunuz. Bazen, bir gece kalmak için aylar öncesinden rezervasyon yapmak zorunda olduğunuz şöhretli köy limanları. Kimi adalar çıplak kayalardan ibaret, kiminden yeşil fışkırmış, ağaçlar insanları cüceleştirecek kadar görkemli ve güzel. Ama çoğunda yeşil ve mavinin her tonunu yansıtan pırıl pırıl bir deniz var. Zadar’dan Dubrovnik’e uzanan bu şöhretli adaların en fazla tercih edilenlerinden birkaç örnek sunuyorum…


1-      Zadar çevresi:

-          Dugi Otok-Uzun Ada: Ortasında bir mini boğaz bu uzun adayı ikiye ayırsa da, aslında tek ada olarak kabul ediliyor. Zadar önündeki adaların en dış halkasını oluşturan ve 40 mil uzunluğundaki adanın kuzeybatısı Dugi Otok, güneydoğusu Kornat ismini taşıyor. Bu uzun adanın doğusunda emsalsiz güzellikte deniziyle ünlü Kornati Adaları Milli Parkı var. Burada giriş çıkış ücretli. Güney kıyılarda dimdik yarlarıyla ve harika bir iç denizi ile bilinen Telascica Tabiat Parkı yer alıyor. Adanın batısında ise Poliscica ve Sakarun Koyları’nda 8 demirleme noktası var. Turkuaz deniziyle en çok rağbet gören konaklama noktalarından biri.

-          Kvarner - Kuzeydoğu Adalar Grubu: 20’ye yakın ada var. Sakin bir geziyi tercih edenlerin tercih ettiği bölge. Bu adalarda, Dalmaçya’nın en ünlü lezzet durakları yer alıyor. Molat ve Silba en sık ziyaret edilen adalar.

 

2-      Split çevresi:

-          Drvenik Veliki Adası (Blue Lagoon Koyu): Bir efsane, tüm günlük turların da uğrak noktası.

-          Solta Adası (Maslinica Koyu): Sakin bir köyde, rahat bir mola için ideal.

-          Hvar Adası (Pakleni Adaları): Bir diğer efsane. 3-4 marinet ve 6 yasal şamandıralı tonoz bölgesi var. Hem günlük turların hem de gezginlerin bölgedeki ilk adresi.

-          Hvar Adası (Red Rocks kıyısı): Konaklamak için değil de bir deniz molası için muhteşem.

-          Vis Adası Natura 2000 Doğa Koruma Alanı: Stiniva Koyu ve Stoncica Koyu. Vis Adası yakın zamana kadar Adriyatik’in son yasak adası idi. Joseph Broz Tito, 2’inci dünya Savaşı’nda Yugoslav direniş hareketini bu adadan yönetmiş. Adada denizaltı üsleri bulunur. Tito iyi bir yer seçmiş, harika bir denizi ve doğası var.

-          Bisevo Adası Natura 2000 Doğa Koruma Alanı: Mavi Mağara’sı ile ünlü.

 

3-      Dubrovnik çevresi:

-          Elaphiti Adaları: Sipan,Kolocep  ve Lopud. Dubrovnik çıkışlı teknelerin ilk ve son günlerini geçirdikleri adalar. Lopud bir küçük kent havasında, diğerleri köy.

-          Mljet Adası Milli Parkı: Polace, Prozurska ve Pomena Koyları / Adaları… Belki de Dalmaçya’nın en güzel doğasına sahip adası denilebilir. Adanın kuzeydoğu kıyısındaki Prozurska en keyifli liman. Adanın tüm koylarında yer bulmak her zaman zor. Milli Park bölgesine Pomena ya da Polace’den kiralık bisikletlerle gitmek en keyifli yol…

-          Korcula-Orebic Kanalı Adaları: Korcula Adası’nın her köşesinde inanılmaz güzel bir deniz var, ama biraz ıssızlık, sükunet için en hoş yeri Plesjac Yarımadası ile kanalın kuzeydoğusunda yer alan adalar grubu. Burada irili ufaklı 15’e yakın ada bulunuyor  ve en güzel deniz tam kanalın ortasındaki adaların arasında.

-          Lastova Adası Nature 2000 Koruma Alanı: Özellikle güneybatısındaki Pasadur içdenizi ve doğusundaki adalar grubu olağanüstü durak noktaları. Kuzey kıyısındaki Zaklopatica Koyu da muhteşem bir liman. Bu ada bir balıkçı cenneti…

コメント


bottom of page