top of page
  • aliboratav

HUZURSUZ DENİZCİLER: Sanırım sezona biraz dertli başladık – Mayıs 2024

Güncelleme tarihi: 12 May


Bu yıl deniz sezonumuz rakamlarla, daha doğrusu fiyatlarla konuşuluyor. Marinada, çekek yerinde, yedek parça dükkanında, charter şirketinde, havaalanı otoparkında, otobüs şirketi muhasebesinde, küçük koyumdaki restoranda, bakkalda, yerel pazarda ya da süper markette fiyatlar nedeniyle şaşkın ve huzursuzuz. Diğer yandan sanki her şeye inat, yeni denizciler mavi yolculuk denizlerimize açılmaya devam ediyor. Eski denizcilerimiz de dünya denizlerinden fotoğraflarını yolluyor, sanki bizi kıskandırmaya çalışıyor… Yani karışık duygular… Size bu karışık günlerde huzur bulabileceğiniz ıssız küçük koylar olabileceğini hatırlatmak istiyorum. İşte 5 mavi yolculuk bölgemizden 5 güzel ve sessiz küçük koy.

 

Bundan 10-12 yıl kadar önce, bir kış fuarında, ilk kez yelkenli teknelerin kıç havuzluğunun iyice genişlediğini, hatta ortadaki masanın bir asansör sistemiyle 30 santimetre alçalıp, oturma sırasıyla birleşmesi ve kıç havuzlukta iki kişilik bir yatak oluşmasının da opsiyon olarak sunulduğunu görmüştük. Sanırım ertesi yıl daha da sürpriz bir tekne tasarımı ile karşılaştık. Popüler tekne üreticileri kıç havuzlukta barbekü seçeneği sunmaya başlamışlardı. O günlerde sektördeki dostlarla “Geleceğin Akdeniz tipi keyfine düşkün denizci profili ağırlığını hissettirmeye başlıyor” diye şakalaşmıştık.

Şaka gibi ama gerçek; bu yıl yaz ayları için yapılan tekne kiralama rezervasyonlarında en sık sorulan donanım özelliklerinden biri barbekü imiş. Neden diye sorarsanız… Çok basit bir yanıtı var:

Bu yıl, 4 yetişkin Göcek’te ya da Hisarönü’nde karaya yemeğe çıkıp, iki kadeh de ikramiye alırsanız, muhtemelen bankanızın para sayma makinesinden yeni çıkıp bantlanmış 100x100 TL’lik bir desteyi adisyon sümenine iliştirmeniz gerekebilir.

 

Evet… Rakamlar çıldırdı!

Bu konuyu çok uzatmadan özet geçelim. Çünkü eş dost sohbetlerinde, özellikle de denizci dostlar dünyasında söz rakamlardan açılınca, eğer radikal bir müdahale olmazsa, 3-4 saat boyunca sadece rakamlar konuşuluyor.

Birincisi marina fiyatları çıldırdı. Bundan 10 yıl önceye göre euro bazında 2-3 kat artmış durumda. Bence bu yıl küçük koylardaki tonoz sayısında bir patlama yaşanacak. İkincisi bakım masrafları çıldırdı. Geçen yıl malzeme dahil 2 bin TL’ye yapılan krom polisaj işi için ortalama 10 bin TL. talep ediliyor. Herkes pasta-cila ustası olacak.

Tüm hizmetler alt üst oldu. Geçenlerde Orhaniye Martı Marina yasal ücreti 7.5 euro olan sıvı atık alımı için bir arkadaşımızdan 1000 TL. ücret aldı. Bakalım 500 litre su için kaç lira talep edecekler.

Rakamlar çıldırdı gerçekten. Ve tanıdığımız, denizci olduğunu bildiğimiz pek çok insan teknelerini satmaya başladı. Daha doğrusu satmaya çalışıyorlar.

Çünkü, mütevazı teknelere talep bir hayli düşük.

Kış aylarında belli başlı markaların tüm yeni teknelerini sergilediği bir fuar yapıldı İstanbul’da. Gittik, anlı şanlı bir markanın standındayız. Tekneler 37, 43, 50 boy boy, küçükten büyüğe dizili. Ben 40-43 feet teknelere bakıyorum tek başıma. Biraz ilerde bir 50 feet var, içinde 3 ayrı aile bakınıyor. Onun yanında bir 54 var, ona rağbet daha da fazla… Motor yatların sergilendiği salonlarda Porsche, BMW, Mercedes dizaynı 13-15 metrelik yatlar revaçta ve bir de bu yılın en favorisi katamaran motor yatlar (Akdeniz tipi denizciliğin şahikası işte bu model)…

Artık en çok ilgi gören tekneler, deniz üstünde kent yaşamı konforunu sunanlar.

 

Huzur biraz daha karaborsaya düşecek…

15 yıl önce 35-40 feet tekneler görürdük çoklukla. İnsanlar daha fakir olduğundan değil, küçük tekneyi abramak daha kolaydı. Kendi başınıza kolaylıkla kullanırdınız. Suyunuz biter, bir iskeleye yanaşır su doldururdunuz. O teknelerde çoklukla 2 uyduruk akü vardı, elektrik biter iskelede fişi takar aküye takviye yapardınız.

Şimdi öyle mi?

Bir kere yanaşacak iskele yok. Kalmadı. Ya yıkıldı ya restoran oldu. Devlet de izin vermiyor iskelelere tekne yanaşmasına. Kamu yönetimi neredeyse “Gidin marinadan su alın” diyecek. Ya da deniz suyu için!!!

Ankara’da zaten teknelere ‘gemi’ diyorlar. Büyük tekneniz olsun, içinde jeneratörü, su yapıcısı olsun. Zaten yeni nesil denizciler de bunu istiyor, kamu yönetimimiz de tüm teknelerin jeneratörü olduğunu sanıyor veya öyle varsayıyor.

Oysa bu büyük tekneler, kent hayatını deniz ortasına getiren jeneratör-su yapıcı gibi medeni  imkanlar çok gürültü yapıyor. Jeneratörü çalıştırıyor, 220 volt elektriğinizle fırında piliç yapıyorsunuz. Nerede? Saat 19.00’da İngiliz Limanı’nda. Gitti güzelim sessizlik…

Jeneratörünüz var ya, bir de çamaşır makinesi aldınız. Eh artık ikide bir limana girip kuru temizlemeciye çamaşır taşımanız gerekmeyecek? Mesela Bozburun Adaboğazı’nda 2 hafta park ettiniz. Haftada iki kez çarşafları pikeleri keyifle yıkayıp çamaşırınızı rüzgar ve güneş ile misler gibi kurutmanın keyfini yaşıyorsunuz. Peki, çamaşır makinesinin köpüklü suları nereye gidiyor? Doğrudan denize… Çünkü…

Tahminimce, teknesinde çamaşır makinesi taşıyanların en aşağı yüzde 80’inin gri su tankı yok.

Sadece tekne sahipleri açısından değil, kiracılar açısından da düşünmek gerekiyor… Mesela eskiden 1 hafta tekne kiralayan deniz sevdalıları, üstteki barbekü örneğinde olduğu üzere, bu yıl eskiden olduğu gibi karaya çıkmayacak, daha çok deniz üstünde vakit geçirmek isteyecekler. Teknede yemek yapacaklar, eğlenecekler, doğum günü partisi yapacaklar, 2000 wattlık göbek titreten ses sistemimiz de var. Bangır bangır ‘Happy birthday 2U’ çalacak, yine gürültü olacak. Bulaşık yıkayacaklar, kıyı tesisinde değil teknenin kıçında şampuanlanacaklar, deniz daha çok kirlenecek.

Yani…

Bu yıl huzur bulmak için daha çok çabalayacağız gibi görünüyor.

Lütfen yanlış anlaşılmasın. Teknolojiye de karşı değilim. Ama teknolojinin bencilce kullanılması; deniz üstünde dolaşırken-yaşarken diğer denizcilerin rahatsız edilmesi, küçük koylarda kirlilik yaratılması… İşte bunlar denizcilikle bağdaşmayan bir durum.

 

Madem ki denizdesin, o halde ödemelisin…

(Bu konuda 2024'e adım attığımız günlerde Yacht Türkiye Dergisi'nde "2024'ün Harç ve KDV sürprizleri" başlıklı bir yazı yazmıştım... O yazıya da bir göz atılabilir...)


Konuya dönelim... Madem ki denizdesin, o halde ödemelisin…

Peki ne olacak, denizcilik yaşamımız nerelere doğru ilerleyecek? Doğrusu ‘yetti gari’ deyip teknesini satan amatör denizciler, eski mutlu günleri bilenler. Ama herkes teknesini satıyor, diye bir şey yok. Aksine her yıl denize çok sayıda yeni insan açılıyor.

Yani karmaşık gelişmeler yaşanıyor. Mesela bir ilginç gelişme de charter dünyasında.

Kamu yönetimimiz denizcilerin tümünü aşırı zengin bellemiş ya… Ticari tekneler cephesinde de aynı ön kabulün etkileri görülüyor. Son yıllarda, özellikle de pandemi döneminde Türkiye kıyılarında charter sektörü yeniden canlanma belirtileri gösteriyordu. Ama kamu yönetimi bu canlanmayı hissetti ve ağır vergiler, harçlar vs. ile charter’cılara kendini hatırlatıverdi. Ne de olsa onlar da denizci. Şuradan başlayın, geçen yılın 150 TL’lik ticari tekne transitlogu bu yıl oldu 1200 TL. Transitlog’un acenta üzerinden alınması da zorunlu oldu. O da 2500 TL… Daha da önemlisi yeni yatırım zorlaştı. Mesela ticari teknelerin satın alımında KDV yoktu,  yüzde 20 KDV getirildi. Üstelik yerli charter şirketlerimiz olağanüstü ağır bir uluslararası rekabet içinde çalışıyor. Örneğin, Yunanistan satışta KDV uygulamıyor, kurumsal gelir vergisi almıyor, teknelerin yüzde 50’sini hibe kredi veriyor. Ama Akdeniz çanağındaki tüm ülkelerde,  X teknenin haftalık kiralama bedeli aynı olmak durumunda.

Geçen yıl sektör yüzde 20 ciro kaybı yaşamıştı. Bu yıl bu kayıp yüzde 50’ye ulaşabilir, deniyor. Şöyle iki gösterge sunabilirim. Birincisi, geçen yıl Nisan ayı ortasında, yıl boyu kesinleşmiş rezervasyon yüzde 80-90 seviyelerindeydi. Bu yıl  yüzde 60. İkincisi, bu yıl Türk charter’cıları Türklere karşı kuyruğu dik tutsalar da, yurtdışı müşterilere Akdeniz fiyatlarına göre yüzde 30 civarında indirimli fiyat veriyorlarmış. Benden duymuş olmayın.

Uzun konu…

Ama bir noktada işin şirazesi kayıyor.

Ve sonuç: Bugün Türkiye kıyılarında yıllardır charter işi yapan pek çok şirket , filolarıyla birlikte yurtdışına kapağı atma peşine düşmüş durumda.

Çok örnek var. İsim vermeyeceğim. Bir büyük şirket 2-3 yıldır Rodos ve Kos’ta çalışmaya başladı. Bir katamaran ağırlıklı şirket tüm operasyonunu Montenegro’ya kaydırıyor. Bürolarını açtılar. Filo da yakında yolcudur. Biri uluslararası, 3 de Türk olmak üzere 4 ünlü charter şirketimiz operasyonlarını İyon ve Ege Denizleri’ne, Yunanistan’a kaydırıyor.

Bu dramatik alan değiştirme kararlarında, tabii ki Türk amatör denizcilerin, bu sulardaki manasız fiyatlamalardan bıkmaları ve yurtdışı gezilere merak salmalarının da önemli rolü var. Örnek: Bir hafta kadar önce en büyük eğitim şirketlerimizden birinin merkezinde arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Masada tanınmış bir uzak yol transfer kaptanımız da var. Dediler ki; “Bu yıl Hırvatistan’da filotilla yapmayı düşünüyoruz. Türkiye artık çok pahalı, Dalmaçya kıyılarına yüksek talep gözlemliyoruz, bir başlayalım, belki bu işi sürekli yaparız.”

Haydi bakalım…

Yavaş yavaş amatör denizcilerimizden arınan Türkiye kıyılarında, Ruslar Türkiye’ye taşıdıkları tekneleriyle kendi vatandaşlarına filotilla yaparlarsa şaşmayın…

 

Amatör alternatif arayışları…

Amatör denizciler cephesinde de çeşitli ilginçlikler ve çözüm arayışları var.

Öncelikle, son iki yılda Yunanistan, İtalya, Hırvatistan, Karadağ, Malta marinalarında yerleşik Türk denizcilerin sayısında ciddi artış var. Hatta bu yıl kış aylarını Tunus’ta bir marinada geçiren iki Türk denizci bile biliyorum.

İki… Dünya turuna çıkan hayli çok Türk denizci var. Örneğin bu kış 20 kadar amatör denizci teknesi Karayipler’de buluştu ve birlikte uzun zaman geçirdi. Bu arkadaşlar Türkiye’de uçup giden fiyatlara bakıp kara kara düşünmekte olan arkadaşlarını “Vallahi biz turkuaz sularda ücretsiz yaşamın keyfini sürüyoruz” diye sık sık kıskandırma girişiminde bulundular. Bir de şöyle bir husus var, biz Karayipler’de buluşan 20 tekne sayıyorduk. Onlar ise “Burada bizim dışımızda en azından 20 tanışmadığımız Türk tekne daha var” diyorlardı. Bu rakam sadece Karayipler’deki Türk tekneleri. Daha 5 Okyanus, 50 de deniz var. Anlayın uluslararası sulardaki Türk denizci kalabalığını…

 

Ama… Enseyi asla karartmıyoruz…

Evet, moral bozmak yok. Bu kadar can sıkıcı konu, öyküden bahsettik, ama deniz de bir sonsuzluklar diyarı. Denizde yaşamın ve sorunların, sonsuz olmasa da, mutlaka çok sayıda çözümü olmalı.

Yine de 2024’ün ana sorununu ‘denizde artan huzursuzluk’ olarak tanımlamak lazım. Kendi kendime şöyle diyorum: “Bu durumda çözüm, huzura kavuşacağımız koyları bulmak olacaktır.”

Mayıs ayının ilk günlerindeyiz, şu anda Göcek dahil hangi marinadan, hangi limandan çıkarsanız çıkın tüm koylarımızda inanılmaz bir huzur, sakinlik, duruluk, temizlik bulabilirsiniz. Öncelikle bu fırsatı kaçırmayın.

Bu yazıyı süsleyen fotoğraflar benim mavi gezi sınırlarım Gökova’dan Kekova’ya 5 mavi yolculuk temel bölgemizde huzur içinde uyuyabileceğiniz 5 küçük koyumuzdur.

Yaz ortası günlere yaklaştıkça, bu yazıda okuduğunuz konular bir cendere gibi üstümüze yapışacak, canımızı sıkacak. Ama o günlerde bile çözüm tükenmez. Deniz bir sonsuzluklar diyarı, her zaman bir çözüm, sığınacak huzur dolu bir kuytu bulunur.

Kanıtı aşağıda göreceğiniz fotoğraflardır...  

Ya da…

Saldım çayıra mevlam kayıra… Bi daha mı gelecez dünyaya!

-------------------------


İşte Huzur Dolu 5 Küçük Koy Önerisi

+ Not: Bu konuda daha ayrıntılı bilgi ve öneriler için 10 Mayıs 2024 tarihinde Gazete Oksijen’de yayınlanan “Issız-Sessiz-Temiz Denizler” yazıma göz atabilirsiniz…

 

Kekova'da her havada keyifle konaklanılabilecek Gökkaya Limanı


KEKOVA GÖKKAYA LİMANI

Kekova şu anda denizcilik kültürü ve huzurun yaşanabildiği en önemli mavi gezi parkurumuz. İronik bir şekilde, bu bölgede denizciliğe yakışmayan gürültü, tehlikeli manevra gibi tatsızlıklar en çok denizcilik kültürüne en fazla sahip olması gereken profesyonel kaptanların yönettiği ticari yatlardan kaynaklanıyor. Kekova’da denizcilerin en sert havalarda güvenle demirleyebilecekleri 3 bölge var. Üçağız İçdenizi ve Gökkaya Limanı her havaya limandır. Sıçak Koyu ise batılı havalara liman, poyraz ve keşişleme dahil doğulu havalara ise açıktır. Bu demirleme bölgelerinin tümü sığ ve dip balçıktır. Benim tercihim ise Gökkaya Limanı’dır. Hafta ortası ve haftasonlarında biraz kalabalık olabilir ama konum ve coğrafya mükemmel.


Göcek Dış Göbün'deki bu kovuk 50 metreye yakın karanın içine giren bir mağara gibi...


GÖCEK DIŞ GÖBÜN KOYU

Neden diye sormayın, Göcek her bakımdan çıldırtıcı bir yer haline geldi, ama Göceksiz de mavi yolculuk kıyılarının tadı olmuyor. Bu durumda Göcek’te özellikle yaz aylarında sakin bir yer bulmak gerçek bir cambazlık haline geliyor. Son yıllarda Göcek’te bulduğum en sakin köşeler genellikle körfezden dışarı Kurtoğlu Burnu’na doğru ilerleyen açık deniz kıyıları. Bu kıyılarda en fazla girinti çıkıntı Dış Göbün Koyu’nda var. Hatta bu koyun kendine özel bir adası bile bulunuyor. Benim tercihim koyun yaklaşık tam ortasındaki şu kovuk. Boş yakalarsanız kıçtankara mümkün olduğunca dip noktalarına yanaşın. Koyda bir münasebetsiz parti yapsa bile etkisi az olur.


Marmaris Kumlubük'te şahane deniziyle Akvaryum Koyu... Gündüz kalabalık, akşam ıssız.


MARMARİS KUMLUBÜK AKVARYUM

Aslına bakarsanız, Marmaris Körfezi’nde sayısız huzurlu demirleme noktası bulunabilir. Armelle, Kayalı, Korsan koyları hemen aklıma gelenler. Fakat bu devasa körfezimizde beni büyüleyen huzur noktası, Kumlubük’ün güney ucundaki Karacaören Burnu kuytusunda bulunan Akvaryum koyudur.  Burada kıyıda tuhaf bir şekilde iyi korunmuş bir tek katlı bina göreceksiniz. Gümrük muhafaza-karantina binasıdır. 19-20’inci yüzyıl yoğun Rodos Adası deniz trafiği günlerinden kalmadır. Bu koyda deniz harika ve tertemizdir. Koy ıssız ve medeniyetten uzak ve geceleri devasa Marmaris ışıklandırmalarının tam karşısındadır. Burayı ‘ıssız ve sessiz bir kent akşamı’ olarak seviyorum.


Hisarönü Kurucabük Aktur ve arka planda Çiftlik Koyu... Biri her zaman dolu, diğeri her zaman sakin...


HİSARÖNÜ AKTUR ÇİFTLİK KOYU

Huzur ve kent… Oksimoron bir durum. Ama bir yandan da kent ışıkları altında yaşanan huzur daha da kıymetli olabiliyor. İşte Aktur tatil sitesinin egemenliğindeki Hisarönü Çiftlik Koyu’nun batı yakasındaki kovuklar tam da öyle bir psikoloji. Datça Aktur’un Kurucabük koyu amatör denizcilerin vazgeçilmez duraklarından biridir. Kıyıda süper market, haftada iki gün yerel pazar, eczane, kent ulaşımı vs… Yaz aylarında Kurucabük’te, sıradan bir günde, alargada 30 tekne, batı kıyısında kıçtankara 30 motoryat ve gulet son derece normaldir. Oysa Kurucabük, kıyılarındaki Aktur disko, Aktur sosyal tesis, ve dizi dizi kampingler nedeniyle hayli gürültülüdür. Ama Aktur’un batıdaki koyu Çiftlik’in hakim rüzgara liman batı kıyısı kovuklarında hem kent ışıkları gecelerinizi şenlendirir, hem de mutlak sessizlik vardır. Deneyin, şaşıracaksınız!


İnanılmaz ama gerçek! Tarih Temmuz 2023, Büyük Çatı'da 2 tekne 24 saat geçirdik...


GÖKOVA BÖRDÜBET’TE HERHANGİ BİR KOY

Neyse ki, tıpkı Kekova gibi Gökova’da da huzur hala emrinize amade… Bu güzide körfezimizde istisnalar hariç tek sorun İngiliz, İtalyan ya da Rus eğlence meraklısı turist taşıyan guletlerde yaşanıyor. Gökova’da denizcilik adabı açısından en sorunlu amatör tekneler bile 3-5 ikazın ardından kendilerine epey bir çeki düzen veriyorlar. Ama yine de sorunlu bölgeler genel olarak Longöz, İngiliz Limanı ve Çökertme. Huzurun neredeyse kesin olduğu  koylar ise, genellikle gerçek denizcilerin tercih ettiği  Büyük-Küçük Çatı, Armonika, Balıkaşıran gibi Bördübet koylarıdır.

Kommentare


bottom of page