top of page
  • aliboratav

Gökova'nın incisi Karacasöğüt’e koca bir marina yapma çılgınlığı: Sözün bittiği yer - 22 Ekim 2021

Güncelleme tarihi: 2 Nis



Gökova Karacasöğüt, Amnistos ve Euthenna isimli antik kentlere ev sahipliği yapan, çam ağaçları ortasında ‘cennetten nadide bir parça’ sıfatını hak eden bir mavi yolculuk durağımız; üstelik Gökova’da denizcilere lojistik imkanlar sunan yegane doğal liman. Bu koyumuzda dünya gezginlerimizden Haluk Karamanoğlu’nun kurduğu Global Sailing’e ait 35 teknelik bir marinet, 15 teknelik Yücel Marina iskelesi ve bir kamu şirketi olan MUÇEV’e ait 60 teknelik bir yüzer iskele bulunur.  Yoğun tarımsal üretim, İmar Barışı sonrası iyice artan kentsel büyüme ve denizdeki tekne sayısının geometrik artışıyla bu cennet koyumuz zaten kirlilik sınırına ulaşmış iken… MUÇEV iskelesinde bir kapasite artışı projesi uygulamaya alındı.


Hem de ne kapasite artışı…

Varolan 60 tekne kapasiteli, 421 m² kullanımlı, 140 metre uzunluğundaki yüzer iskele yerine… Erdem Mühendislik, Muğla 52.22.06 NACE kodlu, 2020 tarihli nihai proje dosyasına göre; 40.471 m²’lik deniz alanı ve 2.423 m² beton rıhtım, toplam 42.894 m² alanda, 400 metrelik kıyı rıhtımı ve deniz dibine çakılacak 200 çelik boru kazık ile desteklenecek toplam 458 metre uzunluğunda 3 yüzer iskele, En uçta da 172 metre uzunluğunda bir yüzer dalgakıran.

Proje maliyeti 2020 rakamlarıyla 8.5 milyon TL.  Proje tanıtım dosyasında ‘güneşlenme, sportif amaçlı iskeleler ve şamandıralar hariç’ deniyor. 5-50 metre uzunlukta 187 tekne kapasiteli deniyor. (Ama basit bir hesap: 858 metre rıhtım ve iskeleyi ortalama 3 metre tekne enine bölün, becerikli bir palamar ekibi 300 tekne yanaştırır.)

Yani bu Doğal ve Tarihi SİT alanı niteliği taşıyan koyumuza orta büyüklükte bir marina yapılıyor. “Bu marina zaten can çekişmekte olan Karacasöğüt Koyu’nu bitirir” diyelim ve akıllara takılan birkaç soruya işaret edelim. 


Muhtarlık iskelesi nasıl MUÇEV iskelesi oldu?

Bu iskele 1987 yılında muhtarlık tarafından kuruldu. 2012 yılında İl Özel İdaresi artık hayli çürümüş durumdaki muhtarlık iskelesinin 70 tekne kapasiteli bir yüzer iskeleye dönüştürülmesi için 500 bin lira tahsis etti.

Proje yapıldı, ama para inşaata yetmiyordu. İskeleden yararlanan 30 denizci kamu yönetimine bir öneri götürdüler. Teknelerini 5 yıl ücretsiz bağlama koşuluyla toplam 330 bin lira yardımda bulundular. Tekne sahiplerinin de yardımıyla yapımı tamamlanan iskele, 3 yıllığına Köylere Hizmet Götürme Birliği’ne tahsis edildi.  Tahsis süresinin henüz birinci yılı dolarken Muğla büyükşehir oldu. Muğla’nın büyükşehir olmasıyla iskele birliğin elinden alındı, önce Muğla Valiliği İl Hizmet Vakfı’na, ardından da MUÇEV’e (MUÇEV Turizm Ticaret Ltd Şirketi) devredildi.


MUÇEV nedir?

MUÇEV, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Türkiye Çevre Vakfı ve Muğla Valiliği İl Hizmet Vakfı ortaklığında 2014’te kurulmuş bir limited şirket. Bu şirket, biraz “kervan yolda düzülür” ilkesiyle bodoslama iş yapan, kısa süre içinde mavi kıyılarımızda çok değerli 15 civarında mesire yeri ve iskelenin kiracısı olan bir işletme. Yöneticileri de üst düzey memurlar ve mülki idare amirleri (Muğla ili kaymakamlarından biri ve Çevre Bakanlığı’ndan iki genel müdür). 

Şirket, son günlerde Sayıştay’ın 2019 raporunda yer alan bazı usulsüzlükler nedeniyle tartışma konusu (Kısaca hatırlayalım; ‘MUÇEV rayici belirliyor, MUÇEV kiralıyor, ihale yapılmıyor’ gibi).

Ama MUÇEV’e ilişkin esas eleştiri noktası, şeffaf hareket edilmemesi olmalı. Yani, faaliyetinin ilk 5 yılında 18 milyon TL gibi azımsanmayacak bir kar etmesine karşın bu gelirin nereye harcandığı konusunda (yakın zamana kadar) hiçbir bilgi yok(tu). Yakın zamana kadar… Çünkü geçen yıl şirketin internet sitesine (www.muçev.org.tr) ‘faaliyetlerimiz’ diye bir bölüm açıldı. Burada görülüyor ki, çevre koruma ve halkın denizle buluşturulmasına dair pek çok program uygulamaya konmuş. İyi hoş da hala “Şu kadar gelir elde edildi, şu projelere şu kadar kaynak transfer edildi” gibi şeffaf bir bilanço / açıklama yine yok. 


Bir koyun istiap haddi

Şimdilik, bu tartışmaları bir kenara bırakalım. Dönelim Karacasöğüt’e… Her koyun taşıyabileceği bir yük var. Örneğin, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar Bencik, Selimiye, Dirsekbükü gibi koylarımızda günde 150 teknenin demirlemesi ciddi bir kirlilik yükü yaratır. Karacasöğüt de aynı kaderi paylaşan, akıntısı az, denizin kendini temizleme yeteneği sınırlı bir koyumuz. 

Üstelik Karacasöğüt yerleşim de bulunan bir koy. Dolayısıyla çok ciddi bir karasal kirlilik yükü bulunuyor. Bir yandan Karacasöğüt ovasında uzun yıllardır çok ciddi bir tarımsal faaliyet var. Ve mahsulü artırma peşindeki köylümüz gübre-hormon kullanımını sürekli artırıyor. Azmaklar’dan denize artık sınai tarımsal atık seviyelerine ulaşmış besin maddeleri, azot-fosfor akıyor…  

Diğer yanda köy geçtiğimiz 20 yılda giderek ünlendi ve ciddi bir kentleşme baskısı var. Özellikle de İmar Barışı sonrasında…  Açtım Google Earth uydu fotoğraflarını tek tek saydım. 2003’te 50 ev sayılıyor; 2021’de ise 150...

İstanbul Üniversitesi’nin 2006 tarihli çok kapsamlı bir Gökova araştırması var. Bu araştırmada Karacasöğüt için aynen şöyle bir değerlendirme yapılıyor: “İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan besin elementi girişimleri olması durumunda bölgenin hassas dengesi bozulacaktır. Bu bölgede ilave yüklerin oluşmasına engel olunmalı, atık su arıtımının mutlaka nutrient giderimli olarak dizayn edilmesi gerekmektedir.”

Karacasöğüt’ün giderek artan kentsel kirlilik yükünü düşünün. Kanalizasyon yok, arıtma yok. Bu yaz Karacasöğüt’e ikmal için bir kez gittik. Temmuz sonuydu. İskelelerde yer yoktu, alargada yer açılması için 40 derece sıcakta beklerken serinlemek için denize girelim dedik. 15 saniye sürdü. Deniz, deniz biti kaynıyordu.  Bir de koydaki toplam tekne sayısını en az 2-3 kat artıracak MUÇEV kapasite artırımı projesini ekleyin.


Amnistos!

Biliyorum… Tarihi miras ülkemizde gelir yaratıcı turistik tesislere karar vermede öncelikli bir konu değildir. Ancak yine de hatırlatmakta fayda var. Karacasöğüt’te muhkim iki antik kentimiz var.

Birincisi 2 kilometre güneydoğusunda Altınsivri tepesindeki Euthenna.

İkincisi Karacasöğüt’ün batı kıyılarının ucunda, Küçükyalı Burnu’nda 70 metrelik rakımda, kalıntılarını hala tüm görkemiyle görebileceğiniz Amnistos.

Amnistos, Helenistik dönemden hayli bozulmadan günümüze ulaşmış bir küçük Rodos yerleşimi. Asıl önemi, tepedeki bu minicik yerleşimin antik limanın koruma merkezi olması. Bu limanın deniz kıyısında görülen kalıntılarının tam üstüne de MUÇEV Marinası’nın kazıkları çakılmak; rıhtım betonları dökülmek üzere.

Peki, Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Çevre Bakanlığı kiracısı bu marina girişimi konusunda bir görüş verdi mi? Bilmiyorum… 


Bir diğer can sıkıcı konu…

Karacasöğüt Koyu Özel Çevre Koruma Bölgesi. Üreme alanı olduğu için balıkçılığın bile yasaklandığı bir alan. Karacasöğüt’te marina yapılmak istenen bölge, hem Deniz ve Kıyı Koruma Alanı, hem de 2 yıl önce statüsü bir basamak düşürülmüş olsa da 2’inci derece, yani ‘Nitelikli Doğa Alanı’ olarak tescilli.

En üst mahkeme, yani Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2021/507 esas sayılı bir kararı var. Bu kararın 10 ve 11’inci sayfasında, nitelikli koruma alanında çelik kazık ve beton rıhtım türü bir inşaatın ‘hukuka uygun bulunmadığı’ ifade ediliyor. Bu karar, “MUÇEV projesine ÇED gerekli değildir” diyen Çevre Bakanlığı’na karşı önce yürütmeyi durdurma davası açan, sonra da “Başvuru yasalara uygun” diye inşaat ruhsatı veren Marmaris Belediyesi’nin elinde var. 

Herhalde MUÇEV iştiraklerinde imza sahibi olan devlet görevlilerinin elinde de vardır.

Muğla 3. İdare Mahkemesi’nde yürütmeyi durdurma davası sürüyor. Ama şu anda Karacasöğüt’te şahmerdan çalışıyor, deniz dibine kazıklar çakılmaya devam ediyor. Peki bu acele neden? İstim arkadan gelir… Ben yaptım oldu… Önce inşaatı tamamlayalım sonra davalarla uğraşırız…


Karacasöğüt’ün matematiği

Türkiye’nin yeni marinalar gereksinimi bir gerçek. Çok talep var. Karacasöğüt, Selimiye, Orhaniye gibi kapalı, korunaklı koylarda kirlilik yükü oluşturmayacak küçük kapasiteli iskelelerin sayısının artmasından da yanayız. Ama koruma altındaki bu küçük koylarda marina yapmak başka bir şey. Zaten MUÇEV de doğaya ve tarihe zarar vermeden açık kıyılarda dev marinalar inşa etseydi herhalde sadece alkış alırdı.

Ama Karacasöğüt seçiliyor. Çünkü zaten doğal bir liman. Sadece kazık çakarak, kıyıya beton dökerek, kara tesisi de oluşturmadan son derece düşük bir maliyetle iş bitecek. 187 teknelik (gerçekte daha büyük bir kapasite yaratılacağı düşünülmeli) bu marinanın maliyeti proje dosyasında 8.5 milyon TL olarak öngörülmüş. 

Kıyılarımızda yapılan bu büyüklükteki son marinalardan birinin sadece mendirek inşası 20 milyon dolar tutmuştu.

300-400 tekne kapasiteli bir marinanın ortalama maliyeti 400-500 milyon TL. Ama tam da bu matematik nedeniyle, Karacasöğüt binlerce yıldır zaten tüm uygarlıklar tarafından doğal liman olarak kullanılmış.

Bu nedenle, bugün marina yapılan alanın altında kumların içinde, kıyı şeridinde bir antik limanın kalıntıları bulunuyor.


Denizcilerin çoğu istemiyor

ADYK (Açık Deniz Yat Kulübü) 1726 tekne sahibi üyesiyle Türkiye’deki en geniş temsil niteliği taşıyan amatör denizciler elektronik platformu. Bu platformda Karacasöğüt marina girişimi hakkında bir mini anket düzenledik.

Yanıtlar… Fiyat makul olacaksa teknemi bağlarım: %22 Böyle bir marina bu koyu bitirir. Kararsızım: %25 Tarih ve doğa tahribatı. Zorunlu olmadıkça adım atmam: %53


Doğa harikası Karacasöğüt Koyu ve akılalmaz marina projesi...


Piri Reis ve Halikarnas Balıkçısı ne diyor?

“Bodrum’a gelip Gökova’ya açılmamak, sarayın kapısına gelip içeri girmemektir” diyor Cevat Şakir Kabaağaçlı…

Bu çağrıyla uyumlu olarak, yıllar ve yıllardır Gökova’ya açılan denizci çok... Örneğin 500 yıl kadar önce Piri Reis Gökova’ya giriyor, bir uçtan diğerine geziniyor. Kitabı Bahriye’de üç emin liman tanımlıyor. Biri koruma altındaki Sedir Adası. İkincisi Değirmen Bükü (Burada Okluk, İngiliz Limanı vb. 7-8 küçük koyumuz var, ama devlet konukevi nedeniyle son yıllarda ne zaman buraya sığınabilirsiniz belli değil), üçüncüsü denizcilere her zaman açık Karacasöğüt. 

Hatta Piri Reis, Karacasöğüt Koyu’nda, Gökova’daki ender tatlı su kaynağını da kayda geçirir ve bugün Karacasöğüt’te denizin kumlarla buluştuğu noktada bir Piri Reis Çeşmesi bulunur.

Piri Reis’ten günümüze, Ahmet Rasim Barkınay’dan Sadun Boro’ya tüm deniz bilgelerimiz için Gökova’da Karacasöğüt’ün özel bir değeri vardır, keyifle anlatırlar. Tamam, biraz kuzey rüzgarlarına açıktır ama güvenilirdir. Çanak gibi koyu çevreleyen asırlık çam ağaçlarıyla da büyüleyicidir.

Mavi yolculuk tutkunları için daha da önemli bir özelliği vardır. Ören ve Ören Marina seçeneği dışında Gökova’da lojistik destek için uğranabilecek neredeyse tek limandır. Gökova’ya açıldınız, başka nereden su alacaksınız? Acil bir gereksiniminiz oldu, nerede teknenizi güvenle bırakıp örneğin Marmaris’e bir hastaneye gidebilirsiniz? Nereden güzel bir domates, sebze alabilirsiniz?

Okluk kapandı, Küfre kapalı. Bir akşam güzel bir yemek istese canınız, sabah kalkayım bulaşık derdi de olmasın deseniz Karacasöğüt dışında bir alternatif mi var? Yok… Denizciler için koca Gökova’da bu netlikte bir diğer koy yok…

Son söz: Bir doğa harikasının göbeğindeki bir antik limanın üstüne modern bir marina inşasına herhalde Türkiye’de Çevre Bakanlığı dışında kimse izin alamazdı…  İronik ama gerçek!


Comments


bottom of page