top of page
  • aliboratav

Mavi Yolculuk kıyılarımızdaki Doğa SİT alanları için 2017 yılında yapılan koruma YA DA KORUMAMA(!) planı - 2017 Haziran Deniz Mecmuası / Yacht Türkiye

Güncelleme tarihi: 15 Nis

ESKİ DOĞAL SİT’LER TARİH OLDU. PEKİ YENİ KORUMA STATÜLERİ Mavi Yolculuk RotalarıNI AMATÖR DENİZCİLİĞİMİZİ, DENİZ TURİZMİNİ NASIL ETKİLEYECEK?

Mavi-Yeşil doğaya karşı Gri beton

·         Deniz Mecmuası Haziran 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Ali Boratav

Türkiye’nin amatör denizciliğinin temel  yaşam bölgesi Bodrum’dan Kekova’ya kadar uzanan kıyılarımızdır. Denizde spor, tatil, yaşamın yüzde 80-90’ı bu bölgede gerçekleşir.  Deniz turizminden elde edilen gelirin de çok önemli bir bölümü de bu bölgede üretilir.

Kalkan-Kekova parkurunu bir yana bırakırsak, Muğla’nın kıyı şeridi tam 1479 kilometredir  ve bu kıyılar Türk denizcilerinin gözbebeğidir. Amatör denizciler ve mavi yolculuk profesyonelleri için, doğası ve denizi ile dünyada daha güzel bir denizcilik yaşamı/deneyimi bölgesi de herhalde yoktur.

Bu kıyı şeridimiz Türk amatör denizciliğinin gelecek vizyonunun da temelini oluşturur. Çünkü bu kıyılar İspanya gibi beton yığınları ile dolu olsa, denizi Kuzey İtalya gibi kentsel ve sanayi kirliliği ile çamura dönse, geleceğin amatör denizcileri nerede yelken yapma ve tatillerini denizde geçirme hayalleri kuracaklar?

 

Büyük bir koruma kalkanı ve ciddi bir tehdit…

İşte bu eşsiz kıyılarımız 2017 yılına büyük bir tehdit ile adım attılar.

-          Muğla kıyılarımızdaki Doğal SİT alanlarının, yani koruma kalkanının önemli bir bölümünü ortadan kaldırmaya yönelik bir “bilimsel” araştırma.

-          Ve bu araştırmaya göre hazırlanmış yeni koruma önerilerini içeren 31 pafta halinde planlar ortaya çıktı.

Bu tehdit nedir, nasıl ortaya çıktı, sonuçları neler olabilir? Bu yazıda bu soruların ana hatlarıyla bir yanıtını sunmayı amaçlıyoruz. Ancak önce, kıyılarımız bugüne kadar nasıl korunuyordu, 1989 yılında oluşturulan Özel Çevre Koruma Bölgeleri ne derece etkin sonuçlar vermiştir konusuna kısaca bir göz atalım.

Öncelikle… Türkiye kıyıları için birçok koruma statüsü ve sistemi söz konusu. Korunan alanların koruma ve karar verme sorumluları da farklı. En basit haliyle 4 bakanlık bu konuda çalışıyor.

-          Çevre ve Şehircilik Bakanlığı: Doğal SİT’ler (Türkiye genelinde kabaca 20 milyon dönüm’dür. Bunun 1.8 milyon dönüm’ü Muğla sınırları içindedir), Özel Çevre Koruma Bölgeleri,

-          Orman ve Su İşleri Bakanlığı: Ormanlar, Milli parklar, Tabiat parkları, Tabiat anıtları, Tohumluklar, Sulak alanlar, Ramsar alanları, Yaban hayatı koruma alanları (2873 No’lu Yasa ile korunan alan 1 milyon dönüm’dür),

-          Kültür ve Turizm Bakanlığı: Arkeolojik, Tarihi, Kentsel SİT’ler  ve Kültür Varlıkları (Ülkemizde toplam 14.840 adet tarihi, arkeolojik, kentsel SİT vardır. Kapladığı alan henüz kesin olarak tanımlanmamıştır),

-          Ve Hatta… Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı: Tarımsal SİT’ler … Mutlak Tarım Arazileri… (2016 Aralık Ayında 9620 No’lu KHK ile bir de tarımsal SİT’ler ilan edildi. Bunlara “Büyük Ova Koruma Alanları” deniyor. Muğla ilinde iki bölge; Gökova’nın liman bölgesi ve Dalyan-Köyceğiz Tarımsal SİT kapsamına alındı.)

(Kaynak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2016)



Mavi yolculuğun ve amatör denizciliğin kalbi olan Muğla açısından tüm bu koruma statüleri arasında en can alıcı olanı Özel Çevre Koruma Bölgeleri (ÖÇKB). Çünkü 1989 yılında ilan edilen ÖÇKB’ler bir çatı koruma sistemidir. ÖÇKB  içinde doğal SİT’ler de vardır, orman ve tabiat koruma alanları da, arkeolojik SİT’ler de.

1976 yılında BM Barselona Sözleşmesi ile Akdeniz ve Ege koruma altına alındı. Bu sözleşme çerçevesinde MAP (Akdeniz Eylem Programı) oluşturuldu. Marsilya’da RAC/SPA ismiyle anılan Özel Koruma Alanları Bölgesel Faaliyet Merkezi kuruldu. Bu merkez, Ekolojik, Sosyal, Ekonomik, Bölgesel kriterlere göre Akdeniz’deki koruma alanlarını belirlemeye başladı.

Türkiye 1989 yılında 383 No’lu KHK ile ÖÇK Başkanlığını kurdu. Çoklu koruma parametrelerine göre Türkiye kıyılarındaki ÖÇKB’ler saptandı, tescillendi. Bugün kıyılarımızdaki 14 ÖÇKB (bir de karasal bölgede Tuz Gölü ÖÇKB statüsündedir) “IUCN-V” Statüsü ile BM koruma envanterine kayıtlıdır.

Türkiye’nin 15 ÖÇKB’sinin toplam alanı  24.500 km2’dir. Yani 24.500.000 dönüm. (ÖÇKB’lerin kapsadığı alanların diğer koruma statülerine göre çok daha büyük olmasının nedeni ilgili bölgedeki deniz yüzeyini ve dolayısıyla deniz altını da içeriyor olmasıdır.)

Ancak bu koruma alanlarının 11.230 km2’si Doğu Akdeniz’de denizin ortasında yer alan Finike Sualtı Dağları’dır. Anadolu’nun ortasında karasal bölgede bulunan Tuz Gölü de  7400 km2’dir. Bu iki büyük alanı toplam listeden çıkardığınızda sahillerimizde geriye 5870 km2 koruma alını kalır, ki bunun da çok önemli bir bölümü Muğla kıyılarındadır. (Muğla toplam ÖÇKB alanı 4010 km2.)

Gökova: 1100 km2

Datça-Bozburun: 1450 km2

Köyceğiz : 460 km2

Göcek-Fethiye: 800 km2

Patara: 200 km2 (yarısı Muğla, yarısı Antalya sınırındadır)

(Bunlara mavi yolculuk ve amatör denizcilik açısından Antalya sınırları içindeki Kaş-Kekova:  260 km2 de eklenebilir.)

Peki, yukarıda “ÖÇKB’ler ‘IUCN-V’ Statüsü ile BM koruma envanterine kayıtlıdır” dedik. Bu ne demek?

Bu şu anlama gelir: 1989 yılından itibaren ÖÇKB ilan edilen bölgeleri öyle kafanıza estiği gibi değiştiremezsiniz. Milletlerarası sözleşmeler kanun hükmündedir ve ulusal kanunların uluslararası sözleşmelere göre düzenlenmesi gerekir. Barselona Sözleşmesi’ne göre, BM envanterine alınan koruma alanlarının iptal kararı ise “çok önemli nedenler” gerektirir ve nihai olarak BM tarafından onaylanmak durumundadır.

Sadece Barselona Sözleşmesi değil, , amatör denizciliğimizin kalbi Muğla kıyılarımızı koruyan çok sayıda uluslararası sözleşmeler söz konusudur. Bunlar;

-          BERN Sözleşmesi: "Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi" (Akdeniz Foku, deniz kaplumbağası, Kum Köpekbalığı vb.)

-          Barcelona Sözleşmesi: "Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi" Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarının Korunmasına Ait Protokol

-          Cenova Bildirgesi gereği seçilmiş Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yayımlanmış olan "Akdeniz’de Ortak Öneme Sahip 100 Kıyısal Tarihi Sit" listesinde yer alan alanlar, 

-          Cenova Deklerasyonu’nun 17 nci maddesinde yer alan "Akdeniz’e Has Nesli Tehlikede Olan Deniz Türlerinin" yaşama ve beslenme ortamı olan kıyısal alanlar

-          "Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının Korunması Sözleşmesi"nin 1 inci ve 2 nci maddeleri gereğince Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan "Kültürel Miras" ve "Doğal Miras" statüsü verilen kültürel, tarihi ve doğal alanlar,

-          "Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi" (RAMSAR Sözleşmesi) uyarınca koruma altına alınmış alanlar,

-          Ve… Avrupa Peyzaj Sözleşmesi.

Kısacası, kıyılarımızı koruyan pek çok uluslararası ve ulusal statü söz konusu. Ancak yukarıda belirttiğimiz üzere Muğla kıyılarında yakın zamana kadar en önemli ve geniş koruma statümüz ÖÇKB. Çünkü ülkemiz açısından, ÖÇKB diğer tüm sözleşmeleri, koruma statülerini kapsayan bir çatı sistemi.

Ayrıca… Muğla’da kıyı bölgelerinde ÖÇKB dışında 3 adet de Deniz ve Kıyı Koruma Alanı var. Biri Marmaris Milli Parkı, ikincisi Hisarönü-inbükü Tabiat Parkı, üçüncüsü de Ölüdeniz-Kıdrak Tabiat Parkı.

 

Koruma sonuçlar…

Bütün bu koruma kalkanı doğamızı-denizimizi koruyabildi mi?

Bu soruya “Evet, bugüne kadar büyük ölçüde korudu” yanıtını verebiliriz.

Muhakkak ki, bölgede yaşayan insanların zorunlu ihtiyaçları nedeniyle yaptığı bazı kaçak evler, binalar (çocukları büyüdü, evlendiler, ev ihtiyaçları oldu); ya da bazı açgözlü-kaçak turizm yapılaşmaları (örneğin Orhaniye-Selimiye-Bozburun-Söğüt bölgesi bu konuda çarpıcı bir örnektir) yaşandı.

Söz konusu bölgeler çoğunlukla 1’inci derece Doğal SİT alanı idi. Kanalizasyon altyapısı bulunmadığı için bu ek yapılaşmalara bağlı olarak muhakkak ki önemsenmesi gereken bir çevre kirliliği ortaya çıktı ve bu sorun giderek büyüyor.

Ama doğa ve deniz ciddi şekilde korundu. Özellikle de ormanlar.

Hatta geçtiğimiz 30 yılda geçmişte yaşanmış orman yangınlarının izleri kapanmaya başladı. Kıyılarda açılmış taş ocakları gökyüzünden bakıldığında artık yeşil doğanın içinde bir çürük diş gibi görünmüyor. Çorak topraklar, hem doğal tohumlama hem de Orman Bakanlığı’nın çabalarıyla geçtiğimiz 30 yılda hayli toparlandı. Doğa kendini yenilemeye başladı.

Bunu sizlere kabaca gösterebilmek için  Google Earth Engine Timelaps diye bir programın yardımına başvurdum. (Bu program, 1984-2016 yılları arasında AB’nin Copernicus ve ABD’nin NASA uydularından elde edilmiş milyonlarca fotoğrafın toplanması ve analizi ile çalışıyor.)

1984-2016 yılları arasında 32 yılda Muğla kıyılarında tüm korunan alanlarda doğanın kendisini yıl yıl nasıl yenilediği, bölgenin nasıl yeniden yeşil bir görünüm kazandığı net bir şekilde görülüyor.

Buna karşılık özellikle Bodrum, Marmaris ve Fethiye gibi kentsel bölgelerin nasıl büyük bir iştaha ile bu 30 yılda dev kentlere dönüştüğü, çevredeki yeşilliklerin yerini beyaz beyaz kutucuklara bıraktığı da çok net bir şekilde görülüyor.

Bir örnek sunmak açısından size Gökova ve Fethiye’nin 32 yıl ara ile gökyüzü fotoğraflarını sunuyorum. Muğla kıyılarının tümü bu örneklerden farksız…

1984 GÖKOVA: İki görüntü arasında Bodrum, Marmaris ve Datça kent merkezlerinin ve Ören tatil sitelerinin nasıl genişlediğine dikkat!

2016 GÖKOVA:  30 yılda doğa kendini yenilemiş, özellikle Datça Yarımadası’nda yeşil alanlar artmış. Örneğin Okluk-Logöz arasında va Aksaz-Marmaris arasındaki Milli Park’ta net bir şekilde görüldüğü üzere orman yangınlarının kahverengi izleri kapanmış. Tüm bölgede taş ocaklarının izleri kapanmış.


1984 FETHİYE: Kentsel doku sadece eski liman bölgesindeki birkaç mahalleden ibaret.


2016 FETHİYE: Kent vahşi bir şekilde yayılmış. Tüm ağaçlar kesilmiş, ovada ve dağların yamaçlarında her yer kutu-kutu beton olmuş.

 

Sadece Gökova ve Fethiye’de değil, tüm Muğla kıyılarında bu korunma-yapılaşma kontrastını ortaya çıkaran fark, bugüne kadar ÖÇKB yönetiminde imar izninin kentsel alanlar dışında çok çok zor veriliyor olmasıdır.

 

Bir yasal değişiklik ve tehlike çanlarının çalmaya başlaması…

ÖÇK Başkanlığı tüm bu korunan alanları göz önünde bulundurarak konsolide 1/100.000’lik çevre düzeni planını yapıyordu. Bu plana göre, ÖÇKB’lerde yine ÖÇK Başkanlığı, diğer alanlarda Büyükşehir Belediye başkanlığı imar planlarını hazırlardı.

Ama 2011 tarihli 648 sayılı KHK ile ÖÇKB kapatıldı. Sorumluluk ve yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne ( ÇŞB - TVKGM) devredildi. Yeni bir yasal düzenleme yapılana kadar da ÖÇKB’lerdeki koruma statüleri geçerli ilan edildi.

Sonra bir önemli yasal düzenleme gündeme geliyor: 2012 yılında ÇŞB “Korunan Alanların Tespit-Tescil-Onayına İlişkin Yönetmeliği” isimli yeni bir yasal düzenleme yaptı.

Bu yasal değişiklik ile, korunan alanlardaki 1,2 ve 3’üncü derece Doğal SİT’ler  ve Orman Bakanlığı denetimindeki Milli Park, Tabiat Parkı, Sulak Alanlar vb yerine

—  Kesin Korunacak Alanlar,

—  Nitelikli Koruma Alanları ve

—  Sürdürülebilir Turizm ve Kontrollü Kullanım Alanları tanımlanması öngörülüyordu.

Bu yeni yönetmelik, taşınır tabiat varlıkları hariç; tabiat varlığı, doğal sit alanı, özel çevre koruma bölgesi, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı ve sulak alanları kapsayacak şekilde düzenlendi.

(Yeni koruma statüleri kavramlarını tartışmaya açmak başka bir yazının konusu olmalı. Ancak şu iki saptamayı sunmak isterim: Birincisi, Doğal SİT aslında kelime anlamı olarak “tarih öncesi çağlara ait korunması gereken jeolojik formasyonlar” demektir. Oysa biz Doğal SİT’leri bir üstteki paragrafta görüldüğü gibi çok geniş bir özel korunması gereken alanlar spektrumunu tanımlamak için kullanmışız. Bu tabi ki bir hatanın düzeltilmesidir ve mantıklıdır. İkinci saptamam ise şudur: Yeni yönetmelikte “Kesin Korunacak Alanlar” statüsü ile diğer koruma statüleri arasında çok radikal bir fark var. Diğer koruma statülerinde belirlenen alana inşaat yapma izni verilmesi söz konusu. Ve bu seçenek, ülkemizde ve hatta tüm dünyada her deneyimde görüldüğü üzere, büyük bir suistimal, ayrıcalık, yasak delme, yolsuzluk sonucu yaratabilecek bir açık kapıdır. Bu izin bir kez verildiğinde, tarihsel deneyimimiz beton yapıların kıyılarımızda mitos bölünme ile ürediklerine tanık olmaktır. Bu iki saptama ile yeni yönetmeliğe ilişkin düşüncelerimi noktalıyor ve bu yönetmeliğin yeniden tartışılması gerektiğine dikkat çekmek istiyorum.)

Yönetmeliğin ardından “bu alanların nasıl tanımlanacağına ilişkin Teknik Esaslar da 2013 yılında açıklandı.

Bu teknik esaslarda, koruma alanlarının temelde “4 Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma” ile tanımlanması öngörüldü.

2013 yılında bu yeni yönetmelik ve teknik esaslar çerçevesinde çalışmalar başladı. Ön hazırlıklar ve araştırmalar için ihaleler yapıldı.

Önce Türkiye genelinde tüm doğal SİT’ler  dijital ortama aktarıldı, konsolide edildi. Ardından Türkiye 22 alt bölgeye ayrıldı ve bu alt bölgelerde 4 mevsim sürecek “ekolojik temelli bilimsel araştırmalar” için ihale sürecine girildi. Ancak terör engeli nedeniyle güneydoğu hariç tutularak 21 bölgede araştırmalar başlatıldı.

Yeni koruma alanları yönetmeliğine göre bu araştırmalar her şey demek değil. Belirlenen statülerin ilanı için çapraşık bir onay süreci var. Ancak basite indirgersek, 2013 tarihli Teknik Esaslar uyarınca bilimsel araştırmayla önerilen koruma statüleri değişikliklerinin nihai onayı için 3 imza yeterli:

İl Çevre Kurulu kararı ve İl Çevre Müdürü onayı,

ÇŞB TVKGM ilgili kurullarının incelemesi ve TVK Genel Müdürü’nün onayı,

Çevre ve Şehircilik Bakanı onayı.

Ve yeni koruma statüleriniz hayırlı olsun!

 

Bu bilimsel araştırmalar ne demek?

Yazının başlangıcında dedik ki; “Kıyılarımız tarihi, tarımsal ve doğal SİT’ler, orman alanları, bitmedi uluslar arası sözleşmeler ile çok yönlü koruma altında.”

O halde Doğal SİT koruma statülerinin değiştirilmesi, daha doğrusu düşürülmesi çok bir anlam ifade etmez. Çünkü çoklu koruma sistemi var. Üstelik mesela Muğla kıyılarında ÖÇKB müthiş bir koruma çatı sistemi. Peki neden bu panik?

Evet gerçekten tam bir Panik!

Çünkü…

Eğer Doğal SİT’ler tarih olursa…

Türkiye’nin bugüne kadarki en kapsamlı ve uluslararası tescilli ÖÇK Bölgeleri Koruma Sisteminin üç ayağından ikisi (Çevre ve Orman Bakanlıkları’na bağlı korunan alanlar)  ortadan kaldırılmış olur…

ÖÇKB’lerin içi ciddi şekilde boşaltılır.

Nasıl?

Bu sorunun yanıtını vermek için imar düzenlemelerinin yapıldığı 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planları’na bakmak gerekiyor.

Aşağıda sunduğum plan Ayvalık Ali Bey Adası’nın (Cunda) çevre düzenlemesi.

Bu planın bir de lejantı var. Lejant, paftadaki işaretlerin ne anlama geldiğini açıklıyor. Mesela yukarıdaki planda, yeşil renkli alandaki siyah üçgenler “orman alanı” demek. “K” kentsel SİT alanı. “KTA” kentsel, tarihi ve arkeolojik SİT alanı, “A1” 1’inci derece arkeolojik SİT alanı. “D1, D2, D3”  1, 2 ve 3’üncü derece doğal SİT alanları. “Turuncu renkli saha” yapılaşma olan yerleşim alanı. “Gri renkli alan içindeki küçük daireler mutlak tarım alanı (zeytinlikler). “Paralel yatay çizgiler” 1’inci derece doğal SİT içindeki orman ve flora tabakası. “3 beyaz üçgenle donatılmış kesikli kırmızı çizgi” Ayvalık Tabiat Parkı’nın sınırını oluşturuyor.

Bu alandaki doğal SİT alanlarını indirgeyecek olursanız Tabiat Parkı ilan edilme sebebi çöküp gidiyor. 

 

Aynı çevre düzeni planına bir de Göcek’te bakalım…

Yukarda saydıklarıma ek olarak, “verevine siyah ince çizgilerle taranmış siyah halkalı, kırmızı noktalı, kırmızı çizgi” korunması gereken tabiat alanı sınırı. “Üzerinde böcek gibi görünen siyah noktalar olan sarı şerit” doğal hayatı koruma bölgesi (deniz kaplumbağaları yumurtlama alanı). Ve en önemlisi “açık-koyu mavi dikey çizgiler ile taranmış alan” ÖÇKB anlamına geliyor…

4 mevsim ekolojik temelli bilimsel araştırmaları yapıp, bu haritalardan orman ve doğal SİT’leri çıkarttığınız zaman ÖÇKB haritası da, Tabiat Parkı tanımlaması da kadük hale geliyor, ortadan kalkıyor.

Dolayısıyla bilim insanlarına ihale ile yani ücret karşılığı yaptırılan bu bilimsel araştırmalar doğa ve deniz koruma alanlarımız açısından hayati önem taşıyor.

 

 

 

Skandallar…

Bugün yaşamakta olduğumuz “Doğal SİT Alanları” tartışmasında uygulamada da çok önemli sorunlar yaşandı. Amatör denizcilik ve deniz turizmi açısından özellikle odaklandığımız Muğla İli 4 mevsim ekoloji temelli bilimsel araştırmaları bu açıdan akıllara sığmayacak sorunlar taşımakta. 2014-2016 yıllarında bu hayati önemdeki araştırmalar yaptırılırken en azından 3 ciddi skandal yaşandı:

Skandal 1: Tüm Türkiye için geçerli bir itiraz noktamız var. Bir ülkenin doğal zenginliği ve mirası en azından üniversitelerin oluşturacağı bağımsız komisyonlarca değerlendirilmeli… Ücretli bilim insanlarınca değil.

Skandal 2: Muğla örneğinde, bu bilim heyeti oluşturulurken, bir peyzaj mimarisi ya da orman fakültesi hocası bile heyete alınmadı.

Halbuki Doğal SİT’lerin tanımlanmasında 4 temel kriterden biri peyzaj değeridir. Diğerleri fauna, flora ve jeomorfoloji…

Skandal 3: Muğla özelinde, ÇŞB’nin 4 mevsim ekolojik temelli bilimsel araştırması bir gayrımenkul yatırım danışmanlığı şirketine ihale edildi: Enisa Ltd.

Böyle bir şey olabilir mi? Doğal SİT arazilerini günübirlik kullanım ya da sürdürülebilir turizm alanı olarak tespit eden şirket, eğer bir kötü niyet söz konusu olsa bu iş sırasında milyonlarca dolarlık kazanç sağlayabilecek bir emlak şirketi… Buna tüm dünyada “conflict of interest-kamu aleyhine menfaat çatışması” denir.

Bir de küçük not! Enisa Ltd kendi web sayfasında yaptığı işleri ve uzmanlığını kelimesi kelimesine şöyle açıklıyor:

-          “Her türlü taşınmazın alım ve satımını yapar.

-          Taşınmaz mal yatırımları için hukuksal danışmanlık hizmeti vererek sorunları çözer.

-          Arazilerin arsa haline dönüştürülmesi için, haritalar, imar planları için tüm kurumlardan ön izinleri alır.

-          Alınan araziler üzerinde projeler geliştirerek pazarlar.

-          Almış olduğunuz veya alacağınız arazilere yap-işlet-devret, gelir paylaşımı yöntemleriyle yatırımcı bulur.

-          Türkiye’de yapacağınız her türlü yatırım projeleriniz için uygun olan taşınmaz malı temin eder.

-          Devlete ait taşınmaz malları yapılacak yatırım karşılığında tahsis için danışmanlık hizmetleri verir.”


Buna “kuzuyu kurda ya da kümesi tilkiye emanet etmek” denmez mi?

Bırakalım bu skandalları bir yana, konumuza dönelim…

21 bölgede yapılan bu bilimsel araştırmalar şu ana kadar sadece Balıkesir (Ayvalık) ve Muğla’da ortaya çıktı.

Bu bölgelerde yerel yönetimlerden bilimsel araştırma hakkında düşünceleri istendi. Yerel yönetimler imar komisyonlarında ve meclislerinde araştırmaları değerlendirdiler. Tüm siyasi partiler (Ak Partili yerel yöneticiler dahil tüm üyeler) bu “bilimsel” araştırmaları “kabul edilemez” buldu. Raporlar yazdılar. İtiraz ettiler…

Ve bizler de 2017’ye adım attığımız günlerde bu dehşet verici gelişmelerden yerel yönetimlerin bu isyanı ile haberdar olduk.

 

 

İtirazlar yükseldi.

 Balıkesir’de “Ayvalık Tabiat Platformu” ve  Muğla’da 100’ün üstünde STK’nın desteklediği “Muğla Çevre Platformu” bu bilimsel araştırmalara karşı başlatılan protesto ve itirazın sözcüsü oldular. TMMOB, Kent Konseyleri, Belediyeler Birlikleri, doğa ile ilgili pek çok STK konuyla ilgili etkinliklere destek verdiler, toplantılar düzenlediler.

Milletvekilleri, Bakanlar ile görüşmeler yapıldı.

Ulusal ve uluslararası imza kampanyaları başlatıldı. Bilimsel araştırmaların sonuçlarına karşı çıkan 10 binlerce imza toplandı.

CHP ve HDP milletvekilleri konu ile ilgili TBMM Soru Önergesi verdiler.

Bu yazının kaleme alındığı 16 Nisan 2017 Referandumu’ndan hemen önceki günlere kadar, hükümet cephesinden ve kamu yönetiminden bazı muğlak açıklamalar var.

Orman Bakanı Sn. Veysel Eroğlu Ayvalık Tabiat Parkı’nın kendisine bağlı olduğunu ve bu araştırmaları ciddiye almadığını ifade etti. Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Nabi Avcıoğlu bazı görüşmelerde SİT alanları ile ilgili gelişmeleri diğer bakanlarla değerlendirdiğini, kendilerinin de kuşkular taşıdıklarını, bu raporları tehlikeli bulduklarını dile getirdi. Muğla Valisi Sn. Amir Çiçek ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Sn. Kemalettin Tekinsoy özetle “henüz kesinleşmiş bir karar alınmadığını, kıyıların imara açılması gibi bir durum olmadığını, bu bilimsel araştırma raporlarında önerilen koruma statülerinin inceleceğini” söylediler.

Ama bu yazının kaleme alındığı ana kadar, projenin ve çalışmaların asıl sahibi olan Çevre Bakanlığı’ndan net bir açıklama yapılmış değil.

Üstelik söylentiler bölgede hızla yayıldı. Seçim öncesi dönemlerde her zaman görülen belirsizlik ortamından istifade ile kaçak yapılaşmada ciddi bir artış yaşandı.

Doğa ve deniz sevenlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan beklentisi açık:

- Balıkesir ve Muğla özelinde ortaya çıkmış skandal niteliğindeki “4 mevsim ekolojik temelli bilimsel araştırmalar”ın iptali

- Bu skandala imkan tanıyan 2012 tarihli koruma alanları yönetmeliğinde yapılması gereken değişikliklerin kamu yönetimi tarafından yeniden değerlendirilmesi.

- Bu değerlendirme sürecinde çevre ile ilgili STK’ların görüşlerinin dikkate alınması.

Neden?

Çünkü ücretli bilim insanlarınca yapılmakta olan Ayvalık ve Muğla Koruma Alanları önerileri gerçekten dehşet uyandırıcı.

İnanmıyorsanız, ilgili paftalar üzerinden önerilere birlikte bakalım…

 

Çarpıcı ve basit örnek: Ali Bey Adası (Cunda)!

 

Şu hale bakar mısınız?

Ali bey Adası… Kesin korunacak alan adanın ortasındaki çam ormanı. Günübirlik tesislere açılacak alan Pateriça, Çatal Tepe ve adanın sadece girişindeki zeytinlikler. Adanın geri kalan kesimi, zeytinlikler dahil olmak üzere tamamen sürdürülebilir turizme açılıyor. Cunda çevresindeki adalar ise koruma statüsüne değer görünmüyor.

Oysa eski statülere göre adanın tamamına yakını 1’inci Derece Doğal Sit!

 

Muğla genel tablo:

Mavi yolculuklar, yani deniz turizmi ve amatör denizcilik açısından göz bebeğimiz olan Muğla ilinin özellikle arsa rantı yüksek kıyı bölgelerinde ise inanılmaz bir koruma statüleri düşürülmesi söz konusu.

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın hesaplamalarında önerilen koruma alanları statülerine göre özellikle kıyı alanlarında;

- 50 bin dönüm 1’inci derece Doğal SİT alanı sürdürülebilir turizme,

- 12.500 dönüm 1’inci derece Doğal SİT alanı tamamen koruma statüleri dışına,

- 550 bin dönüm 1’inci derece Doğal SİT alanı, günübirlik tesisler adı altında betonlaşmaya açılıyor.

(2013 yılında Datça-Bozburun ÖÇKB Çevre Düzeni Planı Revizyonu yayınlandı. Bu revizyonda günübirlik tesis bölgelerinde 300 metrekare lokanta, kafeterya, gazino gibi bir tesis; bungalov türü konaklama üniteleri, çadır-kamping alanı; deniz kenarında duş-wc-soyunma kabini; ve kıyıda iskele-rıhtım yapılabilir deniliyor.)

Muğla BşB raporunda, bu SİT değişiminin imar planına yansıması ile Muğla’da toplam 300.000 kişilik bir ek nüfus yükü oluşabileceğine dikkat çekiliyor.

Sürdürülebilir Turizm bölgeleri: 60.000.

Günübirlik turizm bölgeleri: 240.000.

(Muğla BşB kayıtlarında Bodrum’un şu andaki yerleşik nüfusu 190.000’dir. Yazın ortalama nüfus 1.000.000 kişiye ulaşır. 2.000.000 kişi bayram tarihleri gibi en üst düzey turist ağırlanan dönemlerde ağırlanır. Yani Muğla BşB’sinin bu hesaplarını ortalama ek nüfus olarak kabul etmek; ve ek nüfusun turizmin pik yaptığı dönemlerde 600.000’e ulaşabileceği hesaba katılmalıdır.)

 

Son söz:

Dergimiz Yeni Deniz Mecmuası’nın yayınlanacağı tarihe kadar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın şu an için açıklanan Ayvalık ve Muğla bölgelerinde yaşamakta olan insanlardan ve STK’lardan gelen uyarı ve itirazları da dikkate alarak olumlu adımlar atacağını umuyoruz.

Ummak istiyoruz!

Ancak…

 Yeni Deniz Mecmuası okurlarının sahip olduğumuz eşsiz doğa zenginliğimiz ve mirasımızın nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğunu gözlerinde daha iyi canlandırabilmeleri için, Gayrımenkul Yatırım Danışmanlığı şirketi Enisa Ltd’in, ücret karşılığı 14 bilim insanına hazırlatmış olduğu 31 pafta “Muğla İli Öneri Koruma Statüleri Raporu”nun bazı ayrıntılarını da ilişikte sunuyorum.

Bu skandal rapor hakkında bir kayıt düşelim ki, yeni skandallar ile karşılaşmayalım!

 

Ek: Muğla kıyılarımızdaki beton riski haritası!

* Bu envanter Yacht Türkiye Dergisi 2017 Şubat sayısında yayınlandı.

Muğla kıyılarında, mavi gezi parkurlarında 1’inci derece SİT alanından 2’inci dereceye(nitelikli koruma, yani betonlaşma riski) ve 3’üncü derece olan sürdürüleblilir turizm ve konutlaşma (yoğun betonlaşma riski) statüsüne çekilen alanlar şöyle:

Bu arada, daha az oranda olmakla birlikte, 1’inci derece SİT’ten tamamen korunmasız alana, yani kentleşme statüsüne alınan bazı alanlar da söz konusu.


Gökova Körfezi

Sürdürülebilir Turizm:

-          Bodrum-İçmeler ile Pabuç Burnu arasındaki tüm kıyı arazisi.

-          Orak Adası karşısında Kargıcık Bükü, Dangır ve Sinekli Yalı Koyları.

-          Alakışla Bükü, Adalıyalı Koyu.

-          Akbük Halep Çamı Ormanı ile kaplı tepeler.

-          Kıran Sahili’nde 3 küçük bölge.

-          Gökova dibindeki ovanın neredeyse tamamı.

-          Çamlıkoy’un tamamı.

-          Karacasöğüt’ün neredeyse yarısı.

-          Okluk ve Malderesi arasında geniş bir alan. (Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu… Bu alana bir de süpar yatlar için 170 metre uzunluğunda, mega yatlar için 50 metre genişliğinde iskele yapılacağı; 10 dönümlük 3 hilal şeklinde bir dolgu plaj yapılacağı ortaya çıktı.)

-          Amazon-Bördübet arası geniş bir alan (2016 yılında kundaklanan 40 hektar orman alanı da bu bölgededir.)

 

Betonlaşma riski: Bodrum’dan Gökova’ya çıkarken Karaada, Orak Adası, Pabuç Burnu... Sonrası tam bir felaket. Gökova ÖÇK bölgesinin Ören’den Değirmenbükü, yani Okluk, İngiliz Limanı, Hırsız ve Ayın Koyları dahil tümü 2’inci derece betonlaşma riskine açılıyor.

Yetmedi Güney kıyılarında 1’inci derece koruma alanı olarak tanımlanan bölgede Tuzla Koyu dibindeki bölge, Yediadalar Küfre Koyu dibindeki spekülatörlerin geçen yıl üşüştüğü bölge ve Amazon’un doğu kıyılarındaki yoğun orman alanları da 2’inci dereceye düşürülüyor.

Ve tabi Datça yarımadasının kuzeybatı ucundaki tek korunaklı liman olan Mersincik Koyu.

 

Bodrum Paftası: Bodrum kent bölgesinden Pabuç Burnu’na kadar tüm sahil turizme açılmış. Kargıcık Koyu’nda kayda değer bir alan. Ve Alakışla Bükü: Sanki adrese teslim bir sürdürülebilir turizm alanı saptanmış. Alakışla’da bir şirket yıllardır otel yapmaya çalışıyor. Bunu biliyoruz zaten!

 

Gökova Paftası: Körfezin güney kıyısında harita Longöz hizasından bıçak gibi kesiliyor ve koruma statüsü en üst seviyeye çıkarılıyor. Bu alanın doğu ve batısı arasında ne gibi bir “bilimsel fark” icat edilmiş anlamak mümkün değil. Orman aynı, deniz aynı, doğa aynı, peyzaj aynı!


Değirmen Bükü: İngiliz limanı, Okluk, Hırsız Koyu, Malderesi Koyu, Ayın Koyu .. Okluk Koyu’nda Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu’nun bulunduğu arsa bu bilimsel rapordaki öneri koruma bölgeleri çerçevesinde 1/25.000’lik Çevre Düzeni Planı Revizyonu’na tabi tutuldu. Bu revizyona dayanarak inşaat çalışmaları başlatıldı.

Okluk’un az kuzeyinde kalan  Karacasöğüt Koyu’nun kuzeybatı köşesindeki turizm alanı diye önerilen çam ağaçları ile kaplı ormanlık tepede ise bir Karya kalesi bile var.

 


Akbük: Turizme açılan bu bölgenin güney batı tarafı  yıllar önce büyük bir yangınla kül olmuş ve 20 yıldır Orman Bakanlığı tarafından ağaçlandırılan Halep Çamı Ormanı’dır.

 

 

Hisarönü-Yeşilova

Sürdürülebilir Turizm:

-          Knidos-Palamutbükü arasındaki kıyı sahaları.

-          Ova Bükü ve Hayıt Bükü.

-          Sarı Liman.

-          Kurucabük.

-          Bencik Koyu MTA Kampı.

-          Hisarönü, Orhaniye ve Selimiye tamamen turizm bölgesi Ama bu arada Turgut Koyu ve Sığliman da turizme açılıyor.

-          Kocabahçe Koyu 2’inci derece ama tepelerinde geniş bir arazi turizme açılıyor.

-          Aynı şekilde Dirsekbükü ve Girneyit Koyu’nu birbirine bağlayan tepede de büyük bir turizm alanı var.

-          Yeşilova’daki 1. Derece SİT alanı olan kıyılarda, bıçakla kesilmiş gibi imara açılan Ayacabük Koyu. (Bu koyda 3 yıldır bir teraslama yapılıyor. Tepesine Türk bayrağı çekilmiş 2-3 bina inşa edildi. Halen bomboş bekliyor. Muhtemelen burası da Gökova’da Alakışla Bükü gibi adrese teslim bir turizm yatırımı olacak.)

 

                Betonlaşma riski:

İnceburun dahil olmak üzere Domuzçukuru’ndan Datça’ya kadar tüm sahil şeridi 2’inci derece betonlaşma riskine açılıyor.

Yarımadanın kuzey doğu ucundaki Sucağız Koyları ve İnbükü Tabiat Parkı’nın tüm koylarıda aynı durumda.

Hisarönü’nün güney batı kıyılarında denizciler açısından önemli bir ıssız koy Gineyit Koyu da 2’inci dereceye düşürülmüş.

Neredeyse tüm Bozburun bölgesinde koruma kalkanı 2’inci dereceye düşürülmüş. Hisarönü Körfezi’nin güney batısındaki adalar bölgesi ince bir kara şeridiyle birlikte 1’inci derece korumada.

Yeşilova Körfezi’nde de durum aynı, sadece körfezdeki adalar 1’inci derece koruma statüsünde. Geri kalan her yerde koruma statüsü düşürülmüş ya da sıfırlanmış.

 

Koruma statüsü olmayan bölge:

Selimiye-Bozburun-Dirsekbükü üçgenin ortası neredeyse yeni bir kent yaratacak ölçüde koruma kalkanı tamamen kalkmış bir bölge var.

Burada doğması muhtemel yeni kent herhalde iki yönden denize açılacak. Bir tarafı Selimiye kıyıları, bir tarafı da Bozburun’un Burgaz Koyu’ndan Söğüt, Gelme Koyu’na kadar uzayan koruma statüsü sıfırlanmış kıyıları olacak. 

Aynı şekilde Söğüt Koyu’nun yamaçlarında da çok büyük bir alanın koruma statüsü yok.  Bu bölge de önümüzdeki yıllarda kentleşebilir gibi görünüyor.

 

Datça Yarımadası paftası. Kesin korunacak alanlar hayli çoğunlukta. Ama herhangi bir farklı doğa özelliği teşhis edilmesi çok güç bazı özel bölgelerde sürdürülebilir turizm ve günübirlik kullanım öngörülüyor. Neden? Yanıtı zor!

 


Datça Yarımadası’nın güneybatı köşesi: Tepedeki köylerin koruma statüsünün sıfırlanması diyelim ki anlaşılabilir.

 Peki bu bilim insanları heyeti Knidos’a nasıl kıymış? Dor kavimlerinin inşa ettiği bu uygarlık alan 3000 yıl boyunca sayısız işgal gördü, yakıldı, yıkıldı. Ama 2017 yılının modern dünyasında böyle bir zulüm ile karşılaşabileceği hayal bile edilemezdi…

 


 Datça Yarımadası doğu bölgesi: Türkiye’nin en derin fiyordu, kızıl çam ormanlarının süslediği Bencik’e bir turizm alanı açılıyor. (2017 Nisan ayı itibariyle kaçak inşaat ve çam ormanında izinsiz ağaç kesimi başladı. Kimse müdahale etmiyor…

Akdeniz Kum Köpek Balıklarının Türkiye kıyılarındaki 3 üreme merkezinden biri olan Bencik’teki bu doğa felaketi bir yana… Sucağız Koyları’nın günahı nedir?

Ve yarımadanın kuzeyindeki azgın dalgaların 24 saat dövdüğü Germe Koyu’na hangi yatırımcı bir günübirlik konaklama tesisi kurmayı hayal ediyor, anlamak mümkün değil?

 

 Bozburun genel paftası: 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı’na göre halen tamamı “Doğal Özellikleri Korunacak Alan”, büyük bölümü “ÖÇKB” ve yine önemli bir bölümü “1’inci derece Doğal SİT” olan bu bölgenin tümünde koruma alanları düşürülmüş. Geniş bir alanda ise koruma  tamamen sıfırlanmış.

Kesin korunacak alanlar olarak sadece Hisarönü ve Yeşilova Körfezleri’ndeki adalar (Kızıl Ada, Söğüt Adası, Kiseli ada ve kuzeyde Kemeriye Adası, Uzun Ada, Koca Ada, Topan Adalar) öneriliyor.

Burada ayrıca, akıllara durgunluk veren birkaç ilginçlik var. Detaylarla bakalım…

 


 

Selimiye Koyu: Gördüğünüz gibi, Selimiye’nin zaten koya aşırı fazla gelen nüfus yoğunlaşması yetmemiş gibi 1. Derece Doğal SİT alanı olan  kuzey batı kıyısı da turizme açılıyor.

Ama daha da önemlisi, özellikle yat turizmi ve amatör denizcilik için önemli bir sığınak olan kuzeydeki Sığ Liman için de “sürdürülebilir turizm alanı” olabilir denmiş. Zaten burada da kaçak inşaatlar geçen yıl başlamıştı.

 


 

Bozburun’un batı bölgesi: Çok ilginç bir koruma statüsü öngörülmeyen alan ortaya çıkıyor. Selimiye’den Bozburun Beldesi ve Yeşilova Körfezi’ne bağlanan bu alan, yeni bir güney kentinin habercisi gibi.

Neredeyse Marmaris büyüklüğünde bir alandan bahsediyoruz.

Ayrıca Dirsek Bükü, Girneyit Koyu ve Kocabük’ün yamaçlarında  iki büyük sürdürülebilir turizm alanı görülüyor.  Burada dev yamaç otelleri ve körfezdeki ıssız koyların bu otellerin “beach club” bölgeleri haline geleceğini hayal etmek güç değil.

 

 

 

Bozburun-Söğüt bölge detayı: Bakın yeni kentsel alanda Söğüt yamaçları da bir banliyö bölgesi gibi belirginleşiyor.

 


 

Karaburun, Bozukkale-Serçe Limanları: Bir bilimsel harika buluş daha! Tamamen aynı doğa özelliklerine sahip Bozukkale ve Serçe Limanları ortadan ikiye bölünmüş. Birincisinin doğu kıyıları, ikincisinin batı kıyıları kesin korunacak alan, geri kalan kesimi nitelikli koruma denmiş.

Bıraktım bu iki limandaki arkeolojik kazı alanlarını, hangi mantıkla böyle doğum günü pastası gibi bu iki bölge ayrıştırılabiliyor? Anlamak zor.

 

Marmaris Körfezi

Körfezin kuzeybatı yakasında Ala Burun’dan Kadırga’ya kadar olan sahanın tümü 2’inci derece betonlaşmaya düşürülmek isteniyor.

İki istisna var. Birincisi, Bozukkale Koyu’nun doğu yakası 1’inci derece koruma alanı. İkincisi de, yakın zamanda adasını Ali Ağaoğlu’nun aldığı Çiftlik Koyu 3’üncü derece turistik tesisler alanı olarak tanımlanıyor. Tesadüfün böylesi!

 

Sürdürülebilir Turizm:

-          Marmaris’in girişinde Yıldız Adası’nın kuzey kıyıları

-          Yalancıboğaz

-          Çiftlik Koyu (zaten yeterince turistik yatırım var.)

-          Sarıgerme kıyıları (zaten turistik yatırım alanı.)

 

Betonlaşma riski:

Bozukkale batı yakası, Serçe, Arap Adası Koyu, Buruniçi Koyları, Gebekse Koyu.

           

Göcek-Fethiye

Sürdürülebilir Turizm ve Koruma statüsü olmayan bölge:

Göcek ve Fethiye bölgesinde ek bir turistik alan tanımlanmamış.

Ama Göcek’ten Fethiye’ye uzanan kıyılarda Günlük ve Çam ormanlarıyla kaplı Katrancı, İnlice, Kargı Koyları’nın önemli bi bölümünün koruma statülerinin sıfırlandığı görülüyor.

 

Betonlaşma riski:

İşte bir felaket daha!!!

Göcek Körfezi’nin güneyde Hurmalı Bük-Tersane adası çizgisine kadarki bölümü 1’inci derece SİT alanı idi. Burasının 2’inci dereceye düşürülmesi öneriliyor.

Kurşunlu, Hamam, Manastır, Yavansu, Merdivenli Koy gibi Göcek’in el değmemiş koyları; Domuz Adası ve Tersane Adası’nın melteme liman koyları  bu öneriye göre koy koy parsellenip günübirlik turizm yapılaşmasına pazarlanabilir duruma geliyor.

 

Göcek: Söyleyecek kelime yok. Tüm Göcek koyları günübirlik tesislere açık nitelikli koruma alanı olarak tanımlanmış. Türkiye’nin deniz turizmi açısından en önemli varlığı. Amatör denizcilerin yelken yapmayı öğrenebilecekleri ülkemizin en güzel alanı…

 

 

Gemiler ve Belceğiz Körfezi:

Bir diğer felaket!

Yeni koruma planı önerisinde,

Ölüdeniz’in üçte biri turistik tesislere; Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu günübirlik betonlaşmaya açılıyor.

Bilim heyeti miz, Ölüdeniz’de doğal bir değer bulamamış … Söyleyecek kelime bulamıyor insan!

Bırakalım Muğla’yı, tüm Türkiye’nin doğa mirasının gözbebeği sayılması gereken Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu’nun tepeleri de turizme açılıyor.

Kıyıları da günübirlik tesis alanı olarak tanımlanıyor. Diyelim ki Kabak Koyu sahilinde birkaç yapılaşma zaten var… Peki Kelebekler Vadisi’ne nasıl kıyabildiler?

Kelebekler Vadisi’ne bir çelik teleferik ya da beton tünel ile asansör yapıldığı; Belcekız’dan dağın altından tünel açılıp araba yolu inşa edilmesi ve vadinin de dev bir araba, minibüs otoparkına dönüşmesi gözümde canlanıyor. Olmaz demeyin, bal gibi olur!

Bu noktada “Pes!” diyorum.

 

Fethiye - Kelebekler Vadisi: Bir doğa bilimleri heyetinin böyle ince bir turizm planlaması yapabiliyor olması gerçekten şaşırtıcı…

Vadinin tepesine sürdürülebilir turizm tesisleri sahası… Yamaçlar görsel cazibe açısından “kesin korunacak” bölge.

Sahil ise turizm tesislerinin plajı olarak parsellenecek diye hayal ediliyor olmalı… Yok böyle bir hayal!!!

Commentaires


bottom of page